11 Ekim 2010 Pazartesi

Atatürk'ün bir ilki daha ortaya çıktı !     Biyoyakıt, 76 yıl önce Atatürk'ün talimatı ile Atatürk Orman Çiftliği'nde üretilerek kullanılıyormuş..
 
 

Biyoyakıt, 76 yıl önce Atatürk'ün talimatı ile Atatürk Orman Çiftliği'nde üretilerek kullanılıyormuş..

Atatürk'ün bir ilki daha ortaya çıktı !

  
Biyoyakıt, 76 yıl önce Atatürk'ün talimatı ile Atatürk Orman Çiftliği'nde üretilerek kullanılıyormuş..

Devlet Planlama Teşkilatı uzmanlarından Emrah Hatunoğlu' nun hazırladığı "Biyoyakıt Teknolojilerinin Tarım Sektörüne Etkileri" tez, "çağın yakıtı" olarak tanınan biyoenerji türevlerinin Türkiye'deki geçmişine ilişkin ilginç bir detayı gün yüzüne çıkardı.

Gelişmiş ülkelerde bile geçmişi 20-30 yılı ancak bulan biyoyakıtlarla ilgili, Türkiye'nin 1930'lu yıllarda raporlar hazırlayıp, üretime geçtiği tezde yer alan arşiv belgeleriyle kanıtlandı. Belgelere göre dünyadaki biyoyakıt teknolojisinin ilk örneği Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na bağlı Atatürk Orman Çiftliği bünyesinde geliştirildi.

1934'ten itibaren bugünkü adıyla biyodizel üretiminin çiftlikte kullanıldığı kaydedilen tezde, "Atatürk'ün de talimatıyla dönemin milletvekilleri ve ilgili kurumların yetkililerinin 1934 yılında imzaladığı belge, Türkiye'de biyoyakıtlara ilişkin ilk resmi belge olması açısından önemlidir. Belge, çiftlikte 'Bitkisel Yağların Tarım Traktörlerinde Kullanımı' isimli çalışmanın devletçe başlatıldığını gösteriyor.

Çalışma ile, çiftlikte tarımsal üretimde faaliyet gösteren traktörlerde bitkisel yağların yakıt olarak kullanımı sağlanmıştır. Böylece, o zamanki adı bitkisel yağ da olsa, biyodizelin araç motorlarında kullanımı gerçekleştirilmiştir" ifadesine yer verildi.
Ataşehir web Haberleri
GÖNÜLLÜ CEFAKAR İNTERNET GAZETECİLERİ

GÖNÜLLÜ CEFAKAR İNTERNET GAZETECİLERİ

 11 Ekim 2010, 13:33 Editör Keşap Ekspres
İnternet sitelerini binbir emek, heyecan ve masrafla kuran internet sitesi sahiplerinin aslında tek amacı topluma hizmet etmek ve gündem oluşturmak. Fakat işin arka boyutunda öyle bir cefa var ki ancak yaşayanlar bilir bunu...
OĞUZHAN KILIÇARSLAN

Pek çok internet sitesi açıldı haber üzerine ve açılmaya da devam ediyor. Sadece bizim yöremizde bile alacak domain (alan adı) kalmadı neredeyse... Fakat işin arka boyutunda öyle bir cefa var ki ancak yaşayanlar bilir bunu…

İnternet sitelerini binbir emek, heyecan ve masrafla kuran internet sitesi sahiplerinin aslında tek amacı topluma hizmet etmek ve gündem oluşturmak. Bunun yanında da zamanla ceplerinden çıkan paraları belki alabileceği üç beş reklam ile karşılamak. Fazlası zaten olmuyor, çünkü şu an internet sitesine reklam vermek çöpe para atmak gibi görülüyor bazı çevrelerce. Oysa bu işin içini bilenler gazete reklamından daha etkili sonuç getirdiğinin farkında ve meyvesini de topluyorlar.

İnternet sitesi yönetmek demek başınıza pek çok iş almak demek aslında. Bazen bir haber yaptınız diye tehdit edilirsiniz, bazen küfür yersiniz, bazen ise “Şunu niye haber yapmıyorsun be adam!” diyen hoşgörüsüz bilgisiz insanlarla karşılaşırsınız. Oysa sizin bu işten ne kazancınız vardır diye soranlara koca bir “HİÇ” dersiniz. Gerçekten de öyledir. İnternet haber sitesi yönetenler maddi ve manevi pek çok sıkıntıya göğüs gererken bir hiç elde ederler.

Sadece internet medyasının değerini bilen birkaç bürokrat değer verir kimi zaman. Bu belki son zamanlarda artmıştır. Çünkü yöremizde artık yerel gazetecilikten ziyade İnternet medyası takip edilir hale gelmiştir. Bunda en büyük etki gurbetteki insanlarımızdır. Ankara’daki Meclisteki vekiller bile internet medyasına direkt ulaşım sağlama gereği duyuyorlarsa bu aslında internetin gücüdür.

İnternet sitesinin aslında hiç muhabiri yoktur. Yörede gazetecilik yapanlar ya da bu işe hevesli yeni kişilerin görüp fotoğraflaştırdığı ya da yazıya döktüğü olaylar haber olur. Bazen de ulusal gündemde bulunan haberler yer bulur sitelerde. Pek çok şey duyarsınız ama hepsini yazamazsınız. Ya kanıt yoktur, ya da işin arkasında başka pislikler vardır. Verasil kelam gazetecilik gibi internet medyacılığı da sıkıntılı bir iştir.

Artık her özel toplantıya internet medyası da davet edilir hale gelmiştir. Bu sebeple bazen evinize gecenin 1 – 2’sinde gitmek zorunda kalabilirsiniz. Haber yazayım derken bazen bakarsınız ki sabah ezanı okunuyor…

Üstelik bu kadar sıkıntının yanında yazdığınız haberde bir isim unutursanız ertesi sabah telefonlarınıza hoşgörüsüz pek çok mesaj da alabilirsiniz.

Hele hele bu işe sırf reklam geliri için girmek tamamen hatadır. Çünkü 10 sene süre vardır bunun için. Şu an kaymak yemek için bekleyenlerin cepleri de boşalmaya devam etmektedir bu sektörde. Maddi külfeti geçersek hele manevi bir zaman kaybı vardır ki, çoğu zaman düşünürsünüz başka proje uygulasam daha mı iyi kazanırdım diye…

Bazen tek bir teşekkür beklersiniz ama çoğu zaman şunun şurası olmamış, şöyle yazsaydın söylemleriyle karşılaşırsınız. Sitelerinize saldırılar olur, virüslerden kurtarmak zorunda kalırsınız. Hostinginiz (web alanı) çöker, yeni baştan site kurarsınız. Bazen de internetin yavaşlığı canınızı bir sıkar, daha kendinizi toplayamazsınız. Hele hele ziyaretçi defterlerinizde, yorumlarınızda öyle duyulmamış küfürler hakaretler okursunuz ki, Küfür etme cemiyeti derneğinin sitenizi ziyaret ettiğini sanırsınız…

Herkes oturup yemeğini yerken, siz bir fotoğraf karesi çekeceğim diye koşturursunuz üstelik bunu yaparken çorbanıza karlar yağmaya başlamıştır. Bir grup elit (!) insanın toplu fotoğrafını alacağım diye kaprislerini de çekersiniz. Üzerine de yetmez kan ter içerisinde yaya olarak eve dönmek zorunda kalabilirsiniz…

Bazen bir ihbar gelir size, araştırıp haber yaparsınız. Daha bismillah dakikası dolmadan sert ve mafya bir sesle telefonunuz çalar, Alo dersiniz, hemen tehdit eden birisi çıkar karşınızda. Eğer siz de sert durup üstüne giderseniz çoğu sefer söner bu ses, ama sizin gününüzü de mahvetmeye de yetebilir.

Verasil kelam zor dostlar internet haberciliği. Şu an sitesini açtığına memnun olan çok az site sahibi görürsünüz. İstisnalar vardır, onlar da bu işi hobi olarak yaparlar, ne ete dokunurlar ne de suya. Dokunanların başı da hep ağrımıştır zaten.

Ama şunu özellikle belirtmek istiyorum ki, internet haberciliği yaparak bu haberleri size ulaştıran tüm arkadaşlar birer pırlantadır. Onların tek amacı toplumsal bilinci sağlamak, gündem oluşturmak, yapılmayanları basın yoluyla basın gücüyle yaptırmaktır. Çoğunun da bunu başardığını görürsünüz. Gelen istihbaratları değerlendirip, haberin üzerine cesurca yürüyerek mazlumun hakkını savunan ve topluma hizmet gayesinden sapmayan tüm değerli medya mensubu arkadaşlarıma selam olsun. Yayınları hayırlı olsun. Yarınları daha güzel olsun.

Saygı ve sevgi dileklerimle.

Oğuzhan KILIÇARSLAN
www.goreleses.com
www.kilicarslanmedya.com
kilicarslan28@gmail.com
Dikensiz Böğürtlen

Dikensiz Böğürtlen

Keşaplı üreticiler kivi, pepino, ahududu ve kültür mantarından sonra ek gelir getirici ürünlerine böğürtleni de kattı.
İlçemizde dikensiz böğürtlen üretimi artmaya başladı. Kivi, pepino, ahududu ve kültür mantarından sonra Keşaplı üreticiler, ek gelir getirici ürün olarak böğürtleni de kattı.
 
6 yıldır evinin bahçesinde organik dikensiz böğürtlen yetiştiren Çiftçi Rasim Yazıcıoğlu, sonuçtan memnun. Görüntüsü ve tadıyla görenleri şaşkına çeviren böğürtlen bahçesini 6 yıl önce kurduğunu belirten Yazıcıoğlu, bu yıl bin ton ürün sattığını söyledi.

Birçok hastalığa iyi gelen böğürtlen meyvesi desteklendiği takdirde bölgede yeni bir gelir kapısı olacağını da kaydeden Yazıcıoğlu, “Bu sezon  organik olarak yetiştirdiğim böğürtlenleri kilosu 10 liradan sattım, bahçem küçük olduğu için talebe cevap veremiyorum” diye konuştu.

Karabulduk Haber



KÖPEK SEÇİMİ - BESLENMESİ - HASTALIKLARI




KÖPEK SEÇİMİ - BESLENMESİ - HASTALIKLARI


KÖPEK ALMADAN ÖNCE NELERE DİKKAT EDİLMELİ


Köpek Almadan Önce...


Kendinize ilk sormanız gereken soru gerçekten hazır olup olmadığınız olmalı. Önünüzdeki 10 - 15 seneyi sizle beraber geçirecek ve bütün yükümlülüklerini yerine getirmek durumunda olduğunuz, size ölesiye bağlı olacak ve bütün dünyasının sadece siz olacağınız bir dost almak üzeresiniz. Bu güzel dostluğun başlangıcı eğer bazı cevapları tam olarak veremediyseniz düşünüldüğü gibi çok da kolay olmayabilir. Sonuçta bir canlı alacaksınız ve onun da kendi kişiliği olacak. Beraber paylaşacağınız yılların problemsiz geçmesi için onu güzel bir eğitimden geçirmek durumundasınız. Irka göre değişiklikler göstermekle beraber yavru köpeklerde eğitim genel anlamda aşağı yukarı aynıdır.


Şimdi kendinize şu soruları sorun.........


Ona yeteri kadar zaman ayırabilecek miyim?


Gezdirilmesi, temizliği ve beslenmesi ile ilgilenebilecek miyim?


Düzenli olarak sağlık kontrollerini yaptırabilecek miyim?


Bu üç genel soruya cevabınız (hepsine birden) evetse okumaya devam edin. Ancak birine bile hayır diyorsanız kesinlikle köpek almaktan vazgeçmelisiniz. Yoksa hem kendinize hem de ona hayatı zehir etmiş olursunuz.




Genelde sağlıklı olan köpeğinizi yavru iken almak olacağından ve öyle yapacağınızı varsayarak biraz daha detay sorulara geçelim...


Uykusuz gecelere hazır mısınız?


Salonunuzun ortasına küçük veya büyük tuvalet yapıldığı zaman tepkiniz ne olur?


Ayakkabılarınızı, terliklerinizi ve kemirilebilecek bilumum eşyalarınızı ne kadar seviyorsunuz veya onlardan vazgeçebilir misiniz?, en iyi ihtimalle bir süreliğine onları saklamayı göze alabilir misiniz?


Yalanmaktan hoşlanır mısınız?


Ne kadar sabırlısınız?


Size biraz abartılı gelmiş olabilir ancak yavru köpek aldığınız zaman yukarda size soru olarak sorulmuş olan ihtimallerden en az birini veya birkaçını bir süreliğine de olsa yaşayacaksınız. Tabi köpeğinize vereceğiniz doğru eğitimle bunlar çok kısa sürede aşılacaktır.


Köpek almadan önce yapılması gereken en önemli şey (sonuçta bir canlı alıyorsunuz) bütün ihtimalleri gözden geçirmek ve ondan sonra karar vermektir. Artık aşağı yukarı nelerle karşılaşabileceğinizi bildiğinize göre sıra ırk seçimine geliyor. Bu da oldukça mühimdir. Örneğin diğer bütün ırkların yavruları gibi minicik olan bir Danua büyüdüğü zaman sizi boyutlarıyla dehşete düşürebilir. Bu durumda ırkı seçmeden önce ırkın tüm özellikleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmalısınız. Bununla beraber seçiminizi yaparken en doğru yaklaşım moda olan ırkı değil, eviniz, siz ve yaşam stiliniz için en iyi olan köpeği seçmektir. Kimi köpek çok daha aktif ve ilgi gereksinimi duyarken kimisi de daha sakin ve çok fazla ilgi beklemez. Kimi ırk içgüdüsel olarak koruyucu ve saldırgan iken kimisi de oldukça sevecen ve herkesle iyi geçinen yapıya sahiptir. Sonuçta size ve kişiliğinize en uygun ırkı seçmek doğru olacaktır.


Diğer bir seçim ise cinsiyet tercihidir. Bu da tamamen sizin tercihiniz olmakla birlikte bilmeniz gereken dişi köpeklerin 6 ayda bir kızgınlık gösterdikleri ve kanamalarının olacağı ve istenmeyen gebeliklere karşı bu dönemlerde köpeğin kontrol altında tutulması gerektiğidir.



KÖPEK SAHİBİ OLMAK 
   

Karar Aşaması
Köpek sahibi olmak her şeyden önce bir sevgi işidir ve SEVGİ, EMEK ister. Köpek bakmaya karar vermeden önce köpekler hakkında bir ön bilgiye sahip olmanız gerekir. Özellikle bundan önce hiç evcil hayvan sahibi olmamış kişiler bu duruma daha da özen göstermelidir. Sahiplenilecek köpek aileye katılan yeni bir üyedir nasıl ki anne adayları gebelik süresinde doğacak yavruları ile ilgili bilgiler ediniyorlarsa, köpek sahibi olmadan öncede aynen bir anne özeni ile bu konuya eğilmek gerekir. Ne yazık ki günümüzde bilinçli sahipleri olamadığı için sağlık sorunlarıyla karşılaşan yada sokağa atılan bir çok köpek bulunmaktadır.

Köpek sahibi olmadan önce değerlendirilmesi gereken kriterler nelerdir?

• Köpeklerin yaşam süresi ortalama olarak 15 yıldır. Köpek sahiplenirken onunla 15 senenizi geçirecek olduğunuzun farkında olmalı ve gelecek 15 yılınızı buna göre planlamalısınız.

• Yaşam koşullarınızın köpek edinmeye uygun olması gereklidir. Evinizin apartman dairesi yada müstakil oluşu, aile fertlerinin sayısı ve yaşları önemli kriterlerdir. Büyük ırkların dar ortamlarda bakılması zordur. İş durumunuz köpeğinizin günlük ve rutin bakımları için zaman ayırmanıza elverişli olmalıdır.


• Köpek edinirken aile fertlerinin tümünün köpek sahibi olmayı istemesi gereklidir. Köpeğin bakımı çoğu zaman tüm gününü evde geçiren annelerin üzerine kalmaktadır bu durumda onların rızası ve köpek sevmeleri çok önemlidir.

• Sadece çocuğunuz istiyor diye köpek almak çok yanlış bir tutum olur. Çocuklar başlarda köpeğin bakımına çok hevesli olsalar da kısa zamanda bu hevesleri bitecek ve tüm bakım size kalacaktır. Köpek sahibi olacak ebeveynlerin çocuklarına köpeklerin oyuncak olmadığını öğretmeleri ve gerekli bilgileri onlarla paylaşmaları gereklidir. Son yıllarda köpeklerin çocuklara sorumluluk aşılayan dostlar olduğu kabul edilmektedir.

• Köpek bakımının gerektirdiği maddi yükümlülükler vardır. Rutin veteriner hekim kontrolleri, beslenme giderleri, aksesuar ve oyuncakların alınması ilk akla gelen giderlerdir. Bu harcamalar hakkında köpek edinmeden önce fikir sahibi olmanız ve onun için ayırmanız gereken bütçeyi aşağı yukarı belirlemeniz yararlı olacaktır.

• Araç imkanı; rutin bakımları için köpeğinizin sık sık veteriner kliniğine gitmesi gerekecektir, ülkemizde toplu taşıma araçlarına hayvan alınmadığı için kendinize ait bir arabanın olması, özellikle büyük ırk bir köpeğe sahipseniz, gidiş gelişlerde kolaylık sağlayacaktır.


Doğru Irk Seçimi

     Hepsinin görünüşü çok sevimli olsa da sahipleneceğiniz ırka sadece dış görünüşe bakarak karar vermek doğru değildir. Her köpek ırkının yüzyıllara dayanan kendine ait özellikleri vardır. Irklara göre köpeğin bakım ihtiyaçları ve sağlık gereksinimleri farklılık gösterir. Av köpeği soyundan gelen ırkların gün içinde yeterli idmanı yapıp gerekli enerjiyi harcamaları gereklidir. Soğuk iklimli ülkelerden orijin alan ırklar çok sıcağa tolere edemezler. Bunun yanında bazı ırklara has olan genetik rahatsızlıklar mevcuttur.
     Sahiplenmek istediğiniz ırka karar vermede o ırkın ideal yaşam ortamı, günlük bakım ihtiyaçları, insanlarla ve çocuklarla iletişimi, eğitime açık olup olmadığı ve karşılaşılabilinecek sağlık problemleri ile ilgili ayrıntılı bilgi edinmelisiniz. Bunların yanı sıra sizin yaşam biçiminiz de ırk seçiminde göz önüne alınması gereken en önemli kriterdir. Sahipleneceğiniz köpeğin ırkına karar verirken göz önünde bulundurmanız gereken maddelerden bazıları şunlardır;

• İş yaşantınızın yoğunluğu; köpeğinizi sabah –akşam tuvalet ihtiyacı için dolaştırmalısınız, fakat büyük ırk köpeklerin bunun dışında günlük yürüyüş ihtiyaçları vardır dolayısıyla dışarıda kalacağınız süre uzayacaktır.

• Evde küçük çocuk yada bebek oluşu; çocuklarla geçimi iyi olan ırklar üzerinde durmalısınız, ne yazık ki bazı ırklar çocuklarla geçimsiz olabilir.



KÖPEĞİNİZ NE DİYOR
   
      Köpeğiniz ile keyifli ve sorunsuz bir yaşam sürmenin temeli onunla iyi iletişim kurmaktan geçer. Köpekler kendi aralarında vücut işaretleri yoluyla iletişim kurarlar. İnsanlarla iletişim kurmada da doğaları gereği aynı metodu kullanırlar. Köpeğinizle iyi iletişim kurabilmek için bu işaretleri yorumlamayı öğrenmeniz gereklidir. Böylece öğrenmesi gereken şeyleri ona daha kolay öğretebildiğiniz gibi onun yemek yemek, dışarı çıkmak, oyun oynamak yada ilgi ve sevgi gibi istek ve ihtiyaçlarını anlayabilirsiniz.

     İlk defa köpek sahibi olanlar zamanla köpeklerinin vücut dilini anlamaya başlar. Köpekler duygularını ifade ederken çoğunlukla kuyruklarını kullanırlar. Pek çoğumuz çizgi filmlerde kuyruğunu sağa sola sallayarak yürüyen sevimli köpek kahramanları görmüşüzdür.

     Genellikle sevindikleri, herhangi bir tehdit altında olmadıkları ve mutlu oldukları zaman köpekler kuyruklarını sallarlar, ev yaşamında sahibi eve döndüğünde, yemek yiyeceği zaman yada oyun oynamak istediğinde köpeğinizin kuyruğunu salladığını görürsünüz. Bazı durumlarda ise kuyruklarını dimdik havaya kaldırıp, hareketsiz tutarlar; bu duruş o anda belki de sizin duyamadığınız fakat onun duyduğu bir sese yada kokuya konsantre olduğunda görülür. Halk arasında “kuyruğunu kıstırdı” diye tabir edilen, kuyruğunu iki bacağının arasına alması ise köpeklerin korktukları ve kendilerini güvende hissetmedikleri anlarda yaptıkları bir harekettir. Kendinden üstün olan bir köpekle karşılaştığında kuyruğunu kıstırıp kaçabilirler.

      Köpeklerin vücut dilinde yüz mimikleri çok anlam ifade eder. Onlar bizim gibi gülüp, ağlayamasalar da canları acıdığında, kızdıklarında ya da siz evden ayrıldığınız için üzüldüklerinde yüz ifadeleri değişir.

     Irklara ve bireylere göre değişse de köpekler bir şeye kızdıklarında yada tehdit altında hissettiklerinde öncelikle karşısındakini hırlayarak, havlayarak ya da ön dişlerini göstererek uyarmaya yada korkutmaya çalışırlar.

      Köpeklerle iç içe olduğunuz zaman dilimi büyüdükçe onların dilinden daha iyi anlar hale gelirsiniz. Unutmayın ki iyi iletişim iyi ilişkiler yaratır, zamanla sizin ve küçük dostunuzun arasında bir iletişim dili oluşacaktır. Köpeğinizi eğitirken o da sizin sözlerinizden, duruş ve hareketlerinizden ve hatta göz temasınızdan ondan ne istediğinizi anlar hale gelecektir.


KÖPEKLERDE AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

 "Köpeklerin ağız ve diş sağlıklarının korunması ile ilgili bilinmesi gerekenler"

Vahşi hayattan geldiklerini düşünerek evde beslediğimiz köpeklerin diş bakımına gerek duymadığını düşünürüz. Yedikleri mamalar ile dişleri temizlenir yada kemik bile kırabildiklerine göre çok sağlam dişleri var düşüncesi yerleşmiştir kafamıza. Fakat bir gün ağzından inanılmaz kokular geldiği için burun buruna durmaktan kaçındığımızda ve ta ki veteriner hekimimiz muayene sonrasında diş taşı hatta dişinde çürük olduğunu söylediğinde onlarında aynen bizim gibi zarar görebilen dişleri olduğunu anlarız.

     Birçok köpek sahibinin çoğu zaman göz ardı ettiği fakat insanlarda olduğu kadar köpeklerde de hayati öneme sahip olan ağız ve diş sağlığı hakkında hekimliğimiz adına en çok rastladığımız sorunları kısaca sizlerle paylaşacağız. Amacımız sizleri bu konu hakkında biraz daha bilinçlendirmek ve belki de aklınızda mevcut olan sorulara cevap sunabilmek olacak.

Kısaca KÖPEK AĞZININ ANATOMİSİ
    Köpeklerde dört tip diş bulunmaktadır; Kesiciler (İnsiziv), Köpek dişleri (Kanin) , Premolar ve Molar dişler. Alt ve üst çenenin önünde 6 adet kesici diş bulunur ve kesici dişlerin bitiminde kanin dişler yer alır. Çene kapandığında alt kanin dişler üst çenedeki 3. kesici diş ile kanin dişin aralığına oturur. Kanin dişlerden sonra arkaya doğru Premolar ve daha geride Molar dişler yer alır. Premolar ve molar dişler öğütücü dişlerdir. Olgun bir köpeğin diş sayısı 42 olmalıdır.


     Dişler alt ve üst çene kemiğinde alveoller yuva denen boşluklara oturur. Alt ve üst çenede alveoler çıkıntıları kaplayıp dişin kendisini çevreleyen diş etine GİNGİVA, dişin bağlayıcı dokusuna da PERİODONTAL DOKU denir. Bu doku dişi alveolar kemiğe bağlayan kollajen iplikler olan Periodontal Ligament, Gingiva, Sement (Diş kökünü örten damarsız kemik benzeri doku) ve Alveolar Kemik' ten oluşur.


EN SIK RASTLANILAN

DENTAL PROBLEMLER

     Köpeklerde en sık rastlanılan dental problemlerin başında dişlerde Plak ve Tartar Oluşumu gelir.

PLAK ; bakteri, tükürük, yemek artıkları ve dökülmüş epitelyal hücrelerden meydana gelen ve dişi kaplayan ince film tabakadır. Yemek sonrası plak oluşumu her hayvanda görülür.



displagi.jpg     Çeşitli nedenlerle diş üzerindeki plak oluşumu temizlenemezse bu tabaka zamanla kalınlaşarak sertleşir, diş üzerinde oluşan bu sert kitleye TARTAR adı verilir.

     Dişler üzerinde plak birikimi zamanla gingivanın yangılanmasına, diş sınırında kırmızı renk alıp şişmesine yol açar ve GİNGIVİTİS oluşmuş olur. Gingivitis hafif, orta ve şiddetli olarak seyreder.

Hafif olgularda diş eti kırmızı renkte ve şişkindir, diş üzerinde plak oluşumu görülür. Tedavi ile bu durum kısa zamanda normale dönebilir.

Orta derece gingivitiste ise kızarıklık ve şişlik tüm gingivaya yayılmaya başlar, ağız ağrılıdır ve kötü ağız kokusu hissedilebilir hal alır. Profesyonel tedavi ve evde ağız bakımı bu durumun geri dönülmez bir hal almasını engelleyebilir.

distasi.jpgŞiddetli Gingivistislerde gingiva kiraz kırmızısı renk almış ve kanamalıdır. Diş eti yangı ve tartar oluşumu nedeniyle yıkıma uğramaya başlar. Oldukça önemli olan bu safhada tedavi yapılmaz yada tedavi için geç kalınırsa periodontal hastalığın başlaması kaçınılmaz olur.


     Periodontal hastalık dişin destek dokularının ( gingiva, sement, periodontal ligament ve alveoler kemik) yangısıdır.Gingivitis ile karşılaştırıldığında, periodontitis kemik kaybını içerir. Periodontal hastalık oluşumu şu şekilde olur; diş üzerindeki plağın gün geçtikçe kalınlaşması sonucu altta kalan bakteriler oksijensiz kalır ve üreyerek doku ve kemik kaybına yol açan maddeler (endotoksin) açığa çıkarırlar.

     Periodontitis her yaşta görülebileceği gibi %80 oranında 3 yaş üzerindeki köpeklerde görülür. Periodontitis' in de gingivitiste olduğu gibi farklı safhaları vardır. Zamanla diş etlerinden köke doğru derin cepler açılmaya başlar ve enfeksiyon diş kökünü de etkisi altına alarak diş çürükleri ve kayıplarına yol açar.

Alttaki şekillerden bu hastalığın nelere yol açabileceğini çok net bir şekilde görebilirsiniz. Bunlar ileri safhadaki periodontal hastalık vakalarıdır.

     Periodontitis profesyonel olarak ele alınmalıdır. Erken teşhis ve tedavi kaliteli yaşamın anahtarı ve çoğu zaman da hayat kurtarıcı bir uygulamadır.

Dental Problem olarak karşımıza en sık çıkan diğer olguları ise şöyle sıralayabiliriz :
• Diş Kırıkları
• Diş Çürükleri
• Diş Apseleri
• Fazla sayıda Diş
• Tümrler
• Ordotontik Bozukluklar

     Bunlar içerisinde Ordotondik bozukluklar bazı köpek ırklarına özgü olarak ortaya çıkması açısından önemli bir yere sahiptir. Bazı ırklarda ırk özelliği olarak diş dizilimlerinde normale göre farklılık gözlenir ve yine bazı ırklar kafa şekilleri dolayısı ile farklı çene kapanışına sahiptirler (örn;Boxer). Dişlerde üst üste oturma bozukluğu (Maloklüzyon) gibi sorunlar varsa bu durum mutlaka bir veteriner hekim tarafından incelenmelidir. Bazen köpek kalıcı dişi çıkmasına rağmen süt dişini kaybetmemiş olabilir bu durumda süt dişi çekilmelidir.


DENTAL PROBLEMLERİN BELİRTİLERİ

     Köpeğinizin dental bir problemi olup olmadığını anlamak için her şeyden önce rutin olarak ağzını ve dişlerini kontrol etmeniz gerekir. Size bir problem olduğunu düşündürmesi gereken olguların başında kötü ağız kokusu (Halitosis) gelir. Kızarmış diş etleri, diş üzerinde sarı-kahverengi kitleler, ağızdan akan pembe renkli salgı, durumun ilerlediğini gösterir. Zamanla köpeğiniz acı ve ağrıdan yemek yiyememeye başlar, sert yiyecekleri yemekten çekinir yada onun devamlı olarak tek taraflı çiğneme yaptığını fark edebilirsiniz. İleri derecede ağrı duyan hayvanlar ağızlarını açmaktan kaçınır ve hassas bölgeye el değdirmezler. Zamanla gıda alımında azalma olan köpeğin genel durumu bozulmaya başlar, durgunlaşır ve aktivitesinde azalma meydana gelir.

     Eğer bu belirtileri değerlendirip veteriner hekiminize baş vurmakta gecikirseniz ne yazık ki bir gün daha büyük sağlık problemleri ile köpeğinizi baş başa bırakmış olursunuz. Kan dolaşımına geçmeyi başaran bakteriler Kalp, Böbrekler, Karaciğer ve Eklemlerde bozukluk ve hastalık oluşumuna neden olurlar. Hayati öneme sahip bu organlara kadar ulaşıp, sorunlara yol açtığından Ağız ve Diş Sağlığı sizler tarafından göz ardı edilmemesi gereken bir durumdur.

     Her ırk ve cinsiyetten köpek dental probleme sahip olabilir. Poodle, YorkShire Terrier gibi bazı ırklar dental sorunlara daha yatkındır. Genellikle orta yaşlı ve yaşlı köpeklerde görülmesine rağmen genç yaşlarda da problemlere rastlanabilir.

" Unutmayın ki dental sorunlar köpeğinizin yaşam kalitesini düşürür ! "

DENTAL HASTALIKLARDA TEŞHİS ve TEDAVİ

cavitron.jpg
     Hekimliğimiz açısından dental problemlerin teşhisinde rutin muayenelerin oldukça önemli bir yeri vardır. Diş plakları,tartar ve gingivitis muayene esnasında gözle rahatça teşhis edilebilir. Fakat Periodontitis, diş çürükleri, diş apseleri gibi daha komplike durumlarda köpeğin sedasyon yada çoğu zaman anestezi altına alınarak ağız ve diş muayenesi yapılmalıdır. Bu tip vakalarda anestezideki hastanın hem hastalığı teşhis edilir hem de teşhis sonrası tedavisi yapılır.

     Dişte oluşan plaklar dişlerin fırçalanması ile giderilebilir, fakat tartar oluşumu profesyonel olarak özel aletler ile temizlenmelidir. Bu amaçla hekimliğimizde CAVİTRON adı verilen cihazlar kullanılmaktadır. Bu cihazlar yüksek frekanslı ultrasonik titreşimler oluşturarak diş minesini en az zararı vererek diş taşlarını parçalamaktadır. Diş taşlarının direk el yada el aleti kullanarak temizlenmeye çalışması oldukça hassas olan diş minesinin zedelenmesine ve ileride başka problemlerin çıkmasına neden olur. Zaten bu şekilde diş etinin altında kalan plak ve tartarlar temizlenemez ve bakteriler varlığını sürdürür. Mekanik diş taşı temizliğini dişlerin cilalanması izler. Dişteki tartarların temizlenmesinden sonra daha net şekilde açığa çıkan diş eti özel el problarıyla muayene edilerek cep oluşumları olup olmadığı, oluşmuşsa derinliği tespit edilir. Periodontitis ve şiddetli gingivitis olgularında hekim tarafından seçilen antibiyotikler kullanılmalıdır. Mekanik temizlime sonrasında ağız ve dişlerin temiz kalmasını sağlamak çok önemlidir. Bu amaçla antiseptik ajanlar içeren çeşitli ürünler kullanılır (sprey yada jeller). Bu antiseptiklerin başında Klorheksidin gelir.


     Hekiminizin kliniğinde yaptığı uygulamalar sonrasında tedavinin en önemli kısmı başlar; EVDE BAKIM.


EVDE DENTAL BAKIM

     Köpeğinizin dental problem yaşamaması ve sağlıklı dişlere sahip olması için haftada en az bir kez dişlerini fırçalamalısınız. Peki bunu nasıl yapacaksınız;

1. Köpekler için özel hazırlanmış diş fırçalarını kullanmanızı öneririz. Bunlar genellikle uzun saplıdır ve baş kısmı özel açıya sahiptir ayrıca kılları ekstra yumuşaktır.

2. Tabi ki gerekli olan ikinci şey diş macunu. KÖPEĞİNİZİN DİŞLERİNİ FIRÇALAMAK İÇİN İNSAN DİŞ MACUNU KULLANMAMALISINIZ. İnsanlar için hazırlanan macunlarda mevcut olan Florid köpeğinizin mide problemi yaşamasına hatta zehirlenmesine neden olur. Bu tip macunlar ağızdan suyla tükürülür ama köpeğiniz tükürerek bunu ağzından uzaklaştıramaz ve yutar. Bu nedenle hayvanlar için üretilen özel diş macunlarından edinmeniz gereklidir.


3. Fırçalama işleminden önce köpeğinizin yanağını elinizle kaldırıp öncelikle parmağınıza sürdüğünüz diş macununu ona tattırabilirsiniz, parmakla yaptığınız dairesel hareketlere diş fırçasıyla yavaşça diş etini zedelemeden devam edebilirsiniz. Hızlı ve güç gerektiren uygulamalardan kaçınmalısınız.


4. Köpeğinizin bu uygulamalara karşı koymaması için dişlerini fırçalamaya yavruyken başlamanız yararlı olur. Böylece bu işleme alışacak ve size zorluk çıkarmayacaktır.

      Evde dikkat etmeniz gereken bir şeyde köpeğinizin dişlerine zarar verecek, diş etine batacak maddelerden uzak durmasıdır. Sert ve sivri cisimler oynaması için uygun değildir.

     Son olarak, köpeğinizin beslenmesinde kuru mama kullanmanız diş plaklarının oluşumunu belli bir seviyede tutmada yararlı olur. Mama tanelerinin diş ile temas bölgesinde plaklar temizlenir bu amaçla hazırlanmış özel kuru mamalar piyasada bulunmaktadır.Unutmayın ki sürekli olarak tek yönlü beslenen ve yumuşak mamalar yiyen köpekler diş problemlerine çok yatkın olacaktır.


     Köpeğinizin ağız ve diş sağlığını korumak istiyorsanız her şeyden önce bilinçli birer hayvan sahibi olmanız gerekli. Köpeğinizin taşıdığı olumsuz belirtileri fark ettiğinizde mutlaka veteriner hekiminize baş vurun.



• Bazı ırkların “guard” yani koruyuculuk yapma özellikleri vardır, bu tip ırkların eğitim almaları gerekir.


• Küçük ırklar sevindikleri yada heyecanlandıklarında havlamaya meyillidir. Bu durum özelikle apartman dairesinde yaşayan aileler için sıkıntı yaratmaktadır.

"Seçeceğiniz ırk ne olursa olsun unutmayın ki her köpeğe bakmak ZAMAN, SABIR ve EMEK ister."


Küçük Dostunuz İle İlk 24 Saat


     Yavru köpeğinizle geçireceğiniz ilk 24 saat boyunca bazı zorluklarla karşılaşabilirsiniz. Yaşam ortamından ayrılıp yeni bir ortama girecek olan yavru ilk gün adaptasyon sorunları yaşayabilir.

     Annesinden, kardeşlerinden yada bakıcısından ayrılan küçük yavrunun yeni yaşam ortamına ve yeni sahiplerine alışması biraz zaman alacaktır. Sizinle geçireceği ilk günde sessiz, sakin ve durgun bir tavır sergileyebilir.

     Beraber olduğunuz ilk 24 saat içinde küçük dostunuzla yapmanız gereken ilk ziyaret Veteriner Hekim ziyaretidir. Veteriner hekiminiz yavrunun genel muayenesini yaparak, sağlık durumu hakkında sizi bilgilendirecek ve edindiği bilgiler ışığında yavrunuz için ilk aşılama programı belirleyecektir. Ayrıca veteriner hekiminizden yavru köpek beslenmesi hakkında doğru ve detaylı bilgileri alabilirsiniz, unutmayın ki büyüme çağındaki köpeklerin kas ve kemik gelişiminde beslenmenin rolü büyüktür.
     Eğer yavru köpeğinizi aracınızla yeni evine götürecekseniz ilk defa araca binecek olan yavrunun midesi bulanabilir ve istifra edebilir, araba yolculuğuna alışana kadar bu durum devam edecektir. Yavrunuzu yeni ortamına götürmeden önce ortamda gerekli olan değişimleri yapmalısınız. Yavru köpeğinizin belli konularda eğitimi ilk günden başlayacaktır. Ev içerisinde uyması gereken kuralları ilk günden belirlemeli ve köpeğinizi bunlara göre yönlendirmelisiniz.
     Annesinin yanından ayrılan yavrular ilk gece anne sıcaklığını arayacaktır bu nedenler yavrunun yattığı yere, üzerini bir havluyla kaplayacak şekilde sıcak su dolu bir termafor yada suyu akıtmayacak bir şişe koyabilirsiniz. Annesinin kalp sesini taklit etmesi açısından da “tik tak” sesi çıkartan bir saat kullanabilirsiniz.


Dişi köpekleri kısırlaştırmak gerekir mi?

Köpek sahiplenmek ve onun tüm gereksinimleriyle ilgilenmek büyük bir sorumluluktur, hatta bazen hayatın doğal akışı içerisinde büyük fedakarlıklar gerektireceğinden ağır bir görevde olabilir. Bu nedenle çoğu hayvan sahipleri köpeğindeki muhtemel bir gebelik sonucunda doğacak yavru ya da yavruların sorumluluklarını almak istemediklerinden bu yönde tedbirler alınması için arayış içerisine girerler.

Kısırlaştırma, köpek populasyonunun kontrolünde en etkili ve masrafı az olan bir yöntem olarak kabul edilmektedir.

Kısırlaştırılan köpeklerin üreyemeyeceği ve dolayısıyla doğacak olan yavrulara bakım, beslenme, yer bulma gibi sorunlarla karşılaşılmayacağı gerçeğinden yolaçıkan birçok hayvansever köpeklerin koruma altına alınmadıkları sürece bunların kısırlaştırılması gerektiği konusundaki yasaları destekledikleri halde buna karşılık bazı hayvanseverlerde kısırlaştırılan köpeklerin üreme kapasitelerinin ve doğal çiftleşme arzularının tamamıyla ortadan kalktığı gerekçesiyle bu uygulamayı hayvan haklarına tecavüz olarak algılamaktadırlar.

Köpekler duygusal yönden insanlardan tamamıyla farklıdırlar. Çünkü doğum yapmış köpekler yavrularına uzun yıllar bakmak, eğitim vermek zorunda değildirler ve onlardan doğacak yavrulara hasret duymazlar. Sadece doğanın vermiş olduğu yetenekle türlerini devam ettirmek amacıyla ürerler. Kısırlaştırıldıktan sonra köpeklerin ağır duygusal bir çöküntü yaşadıkları konusunda da henüz bir kanıt yoktur.

Sahipsiz köpeklerin çoğalması tüm dünya ülkelerinde karşılaşılan bir problemdir. Bunların denetim altına alınması ve kısırlaştırılmasının gerekli olduğu düşüncesinin birçok haklı yönleri vardır. Özellikle bu köpekler sahiplendirilirken kısırlaştırılmış olmaları çoğu hayvansever tarafından tercih edilmektedir.

Kısırlaştırma (=ovario-histerektomi), genel anestezi altına alınmış bir dişi köpeğin karın boşluğuna girilerek genital organlarından uterus ve ovaryumların cerrahi bir yöntemle alınması şeklinde yapılan bir operasyondur.

Bu operasyon dişi köpeklerde belirli avantaj ve dezavantajları da beraberinde getirmektedir.
Kısırlaştırmanın Avantajları:

Östrüse bağlı problemleri önler: Hayvan sahipleri tarafından hoş karşılanmayan siklus kanaması, sık idrar yapma nedeniyle köpeğin evi kirletmesi, masturbasyon yapması, bu dönemde iştahsız ve daha sinirli olmaları, evden kaçma çabaları, kızgınlıktaki dişi köpeği yürütürken erkek köpeklerin arzu edilmeyen aşırı ilgisini ortadan kaldırır, aynı zamanda bu esnada oluşabilecek trafik kazalarını azaltır.

Planlanmamış gebelikleri önler: Kısırlaştırma sayesinde başıboş köpek populasyonundaki artış, doğacak yavruların bakım, beslenme, onlara yer bulma ve bu işler için yapılan harcamaları ortadan kaldırır. Ayrıca gebelik ve doğum esnasında ortaya çıkabilecek komplikasyonları önler.

Pyometra ve diğer bazı jinekolojik hastalıkları önler: Kısırlaştırılmayan dişi köpekler hayatlarında bazı sağlık riskleri taşırlar. Örneğin ovaryum kist ve tümörleri, prolapsus vagina ve uteri, veneral tümör, kronik endometritis keza pyometra v.s gibi jinekolojik sorunlardır. Köpekler ilerleyen yaşlarında pyometraya daha çok duyarlı hale gelirler. Bu durum öncelikle hormonal bozukluklar daha sonra enfeksiyöz etkenlerle ilişkili olduğundan antibiyotik ve benzeri ilaçlar problemi çözmeye yetmemektedir. Genellikle hayat kurtarıcı yegane müdahale operasyondur. Ancak sağlıklı bir dişiyi operasyona almak, toksemili yaşlı, hasta bir köpeği operasyona almaktan çok daha güvenceli olacağından yavru alınması düşünülmeyen köpekleri erken yaşta kısırlaştırmak suretiyle bu problemlerin oluşmasını önlemek mümkündür.

Hayali gebeliği önler: Gebe olmayan köpeklerde fizyolojik olarak her östrüsten sonra prolaktin hormonuna bağlı olarak gelişen bir sorundur. Hayali gebelik köpekte bir stres yaratarak sahibinede önemli ölçüde rahatsızlık verir. Hayali gebelik geçiren bir köpekte iştah ve kilo artışı, karnın büyümesi, huzursuzluk, sinirlilik, karanlık yerlere saklanma, analık davranışları, yuva hazırlama, memelerin gelişmesi ve süt sekresyonu şeklinde belirtiler görülür. Tekrarlanan hayali gebelikler meme enfeksiyonları ve meme tümörlerine rastlama sıklığında artışa da neden olmaktadır. Hayali gebelik gösteren köpeklerin sağaltımında kullanılan hormon preparatları pyometra şekillenmesine yardımcı olabilir. Bu nedenle böyle köpeklerin kısırlaştırılma- sı ile sorun ortadan kalkar.

Meme tümörlerinin oluşumunu azaltır: Meme tümörleri bütün yaşlı dişilerde oldukça yaygındır. Her çiftleşme sezonunda hayali gebelik geçiren ve memelerinde süt üreten dişilerde giderek meme tümörü riski daha da artar. İlk östrüsten önce (pubertas öncesi) kısırlaştırılan dişi köpeklerde meme tümörlerine daha az rastlandığı bildirilmiştir (1).

Hormonal nedenlere bağlı davranış bozukluklarını giderir: Köpeğin saldırganlığının, kesin olarak sahibinin veya eğiticisinin denetimi altında bulunması gerekir. Ancak bazı köpekler ne denli iyi eğitilmiş olursa olsun sahiplerine karşı sinirli ve saldırgan davranışlar gösterebilir. Bu durumun giderilmesine yardımcı olmak amacıyla köpeklerin kısırlaştırılması önerilmekte ve kısırlaştırılan köpekler daha iyi huylu ve eğitim almaya istekli olmaktadırlar (3).
Kısırlaştırmanın Dezavantajları:

Seksüel siklusun geriye dönüşümsüz olarak yitirilmesi: Kısırlaştırma sırasında uterus ve ovaryumlar total olarak alındığı için dişi fertilitesini yitirmektedir. Bu nedenle kısırlaştırma yöntemi hayvan sahiplerine, geriye dönüşümü olmayan, kalıcı bir yöntem  olarak tanıtılmalıdır.

Kilo artışı: Kısırlaştırmadan kaçınmanın en yaygın nedeni operasyon sonrası köpeğin kilo alacağı kaygısıdır. Kısırlaştırıldıktan sonra köpeğin yedirilen yemeklerden daha fazla faydalanacağı gerçeği doğrudur. Ancak genç ve yaşlı köpeklerin kısırlaştırılmasından sonra meydana gelen kilo artışının farklı olduğu ve yaşlı köpeklerin bu operasyondan sonra genç köpeklere göre daha fazla kilo aldıkları bildirilmektedir. Bu farklılığın nedeni yaşlı köpeklerin enerji tüketimleri az olup ancak enerjiden zengin gıdalarla beslenmeleri sonucu enerji fazlası vücutta yağların çoğalmasına buda şişmanlamaya neden olmaktadır. Bu nedenle kısırlaştırma operas- yonunu takiben köpekler aralıklarla tartılmalı, bol sebzeli gıdalarla beslenmeli ve sportif faaliyetler yaptırılması ile ideal kiloda tutulabilirler.

İdrarı tutamama (=üriner incontinens): Kısırlaştırma sonrası köpekte enfeksiyöz ve nörolojik bir sorun olmadığı halde uykuda veya uykunun dışında iken idrarını kaçırma sorununa sıkça rastlanılmaktadır. Bunun nedeni ovario-histerektomi sonrası gelişen üretral sfinkterik yetmezliktir. İsviçrede yapılmış bir çalışmada 412 adet kısırlaştırılmış köpekten 83 (%20.1) ünde operasyon sonrası idrar kaçırma sorunu ortaya çıkmış ve bu olguların %74.7 si kısırlaştırmadan sonra ilk 3 yıl içerisinde şekillenmiştir. Üriner inkontinens e 20 kg ın altındaki köpeklerde rastlama oranı %9.3 ve 20 kg ın üzerindeki köpeklerde ise %30.9 olarak belirlenmiştir. Ayrıca kısırlaştırılan köpek ırkları içerisinde ençok boxer (%65.0) lerde bu sorunla karşılaşılmıştır. Bu tip olguların ilaçlarla tedavisinden yüksek oranda başarılı sonuçlar alınmaktadır (2).

Deri ve kıllarda değişiklik: Köpeklerde doğal olarak ilkbahar ve sonbahar aylarında olmak üzere yılda iki kez kıl ve tüyler kendiliğinden dökülür. Kısırlaştırılan köpeklerden özellikle uzun tüylü ırklarda (örneğin; cocker, collie v.s) östrojenik hormon yetersizliğine bağlı olarak deride kuruma, pullanma ve kahverengi lekeler şekillenebilir. Aynı zamanda boyun, kulaklar, perineum, kuyruk ve ekstremite bölgelerindeki kıllarda incelme, kolay kırılma, renklerinde açılma, kıl dökülmesi ve tüylerin uzamasında yavaşlama gibi belirtiler görülebilir. Böyle olguların sağaltımında kısa süre etkili ve düşük dozlarda östrojen preparatları kullanılır. Vit.A, Vit.B kompleks, çinko, kükürt uygulamaları da faydalıdır.

Bu bölümün sonucunda diyebiliriz ki, kısırlaştırma köpeklerin aşırı populasyon artışının kontrol altına alınmasına yardımcı olur, sokak köpeklerinin sahiplendirilme şansını artırır.

Doç.Dr.İsmail KIRŞAN Arş.Gör.Dr.Kazım Güvenç
Kaynak : veterinerhekim.net





Evcil Hayvanlarla ilgili bilgilerinizi bizle paylaşın yayınlayalım  
atasehirweb@hotmail.com

 

ATAŞEHİRDEKİ İŞYERLERİ SAYFALARI

animmatbaa

KEDİ BAKIMI - BESLENMESİ - HASTALIKLARI




KEDİ BAKIMI  -  BESLENMESİ - HASTALIKLARI

YENİ KEDİ SAHİBİ OLMAK

  Yetişkin ya da yavru bir kedi sahibi olmadan önce yapmanız gereken öncelikle kendi yaşam şartlarınızı gözden geçirmektir. Kedi edinmeden önce kedinin kişiliği, yaşı, görünüşü ve evde bulunan diğer evcil hayvanların türü değerlendirmeniz gereken kriterlerdir. Eğer daha önce hiç kedi sahibi olmadıysanız sahiplenmeden önce yeni kedinize bakmak için neler yapamanız gerektiği hakkında bilgi edinmelisiniz.

Sahip olacağım kedi kaç yaşında ve hangi ırktan olmalı ?

Kedi seçiminde öncelikle  yavru, ergen ya da yetişkin olan kedilerden hangisini eve alacağınıza karar vermelisiniz. Genellikle yavrular meraklı, oyuncu ve enerjik olurlar; onların büyüme safhalarını gözlemleyebilir ve kişiliklerinin gelişiminde rol alabilirsiniz. Aynı zamanda yavru kediler hali hazırda evinizde yaşayan diğer evcil hayvanlarca daha kolay kabul görür. Yetişkin bir kedinin kişiliği oturmuştur, bu durumda  ev şartlarında nasıl bir kedi istediğiniz hakkında daha net fikir sahibi olabilirsiniz. Yetişkin kediler genellikle yavru ve ergenlikteki kedilerden daha az ilgiye ihtiyaç duyarlar.

Karar vermeniz gereken ikinci şey seçeceğiniz kedinin ırkının saf ya da melez oluşudur. Melez ırklı kediler ve safkan kedilerin ikisi de mükemmel birer dost olurlar. Saf ırktan bir yavru ya da yetişkin kedi edinmenin en büyük avantajı  boyut, görünüm ve kişilik özelliklerinin o ırka ait profil özelliklerine benzerlik göstermesidir. Melez ırklı bir yavruda, kedinin yetişkin haline gelinceki boyutu ve görünüşünü tam olarak tahmin edemezsiniz.

Bu değerlendirmelirin tümü sizin kişisel seçimlerinize dayanmaktadır. Açıkçası yeni bir kedi sahiplenmede en önemli faktör kedinin ne kadar sağlıklı olduğudur.

Bir kedinin sağlıklı ve iyi huylu olduğunu nasıl anlarım?

Kedinin sağlık durumunun iyi olduğu ve huyu hakkında gözle görülebilen bir çok indikatör vardır. Sağlıklı kedilerin gözleri temiz, parlak, akıntı ise çok az ya da hiç olmamalıdır ve burunları temiz olmalıdır. Gözlerde ki akıntı, hapşırma veya burun akıntısı solunum yolu isnfeksiyonunu gösterir. Kedinin kulaklarının içi temiz olmalı ve herhangi bir akıntı olmamalıdır. Kulak kanalında bulunan siyah, yapışkan akıntı genellikle kulak uyuzunu gösterir; irin benzeri akıntılar ise kulak kanalında bakteriyel yada mantar enfeksiyonu olduğunda görülebilir. Ağız ve diş etleri pembe renkte olmalı, ülser yada yaraya ait belirtiler olmamalıdır. Kedinin tüyleri parlak ve düz olmalı, deri üzerinde tüy dökülmeleri, kuruluk ve dış parazitlere yönelik belirti olmamalıdır. Kedi çok zayıf olmamalı veya karnı dışarı doğru çıkıntılı olmamalıdır her iki durumda iç parazitlerin ya da diğer sağlık problemlerinin varlığını gösterebilmektedir. Eğer mümkünse kedinin dışkısının normal ve şekilli olduğundan emin olunmalıdır.

Kedi insanlarla ilişkisinde rahat olmalıdır. Fiziksel olarak sağlıklı olan yavrular aktif, canlı, neşeli ve oyuncu olurlar. Kaçan ve bir yerlere saklanmaya çalışan kediler veya zayıf  ve normalden fazla uyuyan kedilerin sağlık problemleri olabileceğini unutmayın.

Kum kabı ve mama kaplarını nasıl seçmeliyim ?

Yeni kedinizi eve getirmeden önce gerekli olan temel koşullara sahip olduğunuzdan emin olun. Öncelikle kedinizin kum kabına erişimi kolay olmalıdır. Kediler doğuştan titiz olurlar ve çoğu iç güdüsel olarak kum kabını kullanır. Kum kabı basit ya da abartılı olabilir fakat kedilerin çoğu basit ve kapağı olmayan kum kaplarını tercih ederler. Unutmayın ki yavru kediler girişi kolay olması açısından alçak kaplara gereksinim duyarlar. Kokusuz ve yapısı kaliteli olan kumlar coğu kedi tarafından  tercih edilir. İlk olarak kum ve kum kabının tipini siz belirleyeceksiniz, daha sonra kediniz tercihlerini belli edecektir.

Kum kabını ve kum kabının çevresini temiz tutmaya özen gösterin ve kumu sık sık temizleyin. Kediler temiz olmayan kumdan kaçınırlar. Aynı zamanda, sadece bir tane kum kabı bulundurmak yeterli olmayabilir. Hayvan davranış bilimi uzmanları sahip olduğunuz kedi sayısı kadar kum kabı artı bir kap daha bulundurmayı önermektedir. Örneğin, eğer iki kediniz varsa üç tane kum kabınız olmalı.

Yeni kediniz kendine ait ayrı mama ve su kabına ihtiyaç duyar, bu kapları  kontaminasyonu önlemek amacıyla kum kabı alanından uzak tutunuz. Mamave su kaplarının temiz, içeriklerinin de taze tutulması önemlidir. Kediler uzun süre kalmış bayat mamayı ve eskimiş suyu red ederler.

Tırmalama tahtasına ihtiyacım olacak mı?

Eşyaları tırmalamak kediler için doğal bir işaretleme davranışı olduğundan  bunu durdurmak ya da engellemek çok zordur.  Ancak kediler tırmalama tahtası gibi uygun objelere ilgi duyarlar. Kedinizin tırmaladığı metaryali ve bölgeyi tespit ettikten sonra ona uygun tırmalama düzeneğini seçip, satın alabilirsiniz. Örneğin perdeleri tırmalayan kediler için dikey tahtalar iyi bir seçim olacaktır. Fakat yatay hareketle halıları tırmalamayı seven kediler yassı tahtaları kullanacaklardır. Perdeleri tırmalayan bir kedi büyük bir ihtimalle duvar yada kapıya takılabilen ve uzunlamasına asılabileceği dikey tahtayı tercih eder. Kedinizi yeni tırmalama alanına ya da tahtasına getirin ve tırmalama tahtasını kullanması için onu ödüllendirin.

Yeni kedimi ne ile beslemeliyim ?

İlk defa kedi sahibi olduğunuzda neyle, ne kadar, ne sıklıkla onu besleyeceğiniz en sık kaygı duyulan konudur. Öncelikle yeni kedinizin daha önce ne yediğini öğrenmelisiniz. Eski diyetine devam etmek istemiyorsanız bile yeni mamasına yavaş yavaş geçerken eski mamasından da vermeye devam etmelisiniz. Kuru ya da konserve mamadan hangisini seçerseniz seçin bu ürünlerin belirli standartlara uygun olduğundan emin olun. Mama paketlerinin üzerinde bu tarz bilgiler bulunmalıdır.

Eğer kediniz iyi standartlarda bir mama yiyorsa onun uygun vitamin ve mineraller desteğini aldığından emin olabilirsiniz. Böyle bir durumda dışarıdan vitamin ve mineral desteğine gerek yoktur. Aslında Veteriner Hekim’in onayı olmadan yapılan ilaveler kedinize zarar verebilirl.



Tüy bakımını nasıl yapmalıyım?

Kediniz daha küçükken tüylerini taramaya başlarsanız kediniz bu prosedüre daha kolay alışır. Kediniz taranmayı ona keyif verici bir rutin olarak benimseyerek büyüyecektir. Her kedi sahibi için iyi bir fırça ve çelikten bir tarak gereklidir. Kedinizi düzenli olarak fırçalar ya da tararsanız  onun tüylerini temiz, parlak ve düzgün bir şekilde koruyabilirsiniz. Taranma sırasında kaybedilen herhangi bir tüy eşyalar üzerine uçuşmaz ve kediniz gastrointestinal sistemine giden tüylerle oluşan tüy yumaklarıyla da çok daha az sorun yaşar. Kedinizi düzenli olarak taramanın diğer bir faydası da onun derisini parazitlere yada hastalıklara karşı inceleme fırsatı bulmanız olacaktır.

İyi bir tırnak makası da yine herhangi bir kedi sahibinin sahip olması gereken bir eşyadır. Düzenli olarak tırnakların kesilmesi keskin tırnaklardan dolayı oluşan hasarların azalmasını sağlar ve uzayan tırnakların taban yastığına batarak enfeksiyona neden olmasını önler. Eğer bu uygulamaya erken yaşta başlarsanız kediniz yaşlandıkça daha kolaylaşacaktır. Veteriner Hekiminizden tırnakların nasıl kesildiğini size göstermesini istemelisiniz.

Kedimi ne zaman kısırlaştırmalıyım ?

Genelde kediler altı aylık yaşa ulaştıklarında kısırlaştırılabilirler. Ancak bazı Veteriner  Hekimler olası hamilelik durumunu engellemek için daha erken yaşta da operasyonu tavsiye edebilir. Dişi kedilerin kısırlaştırılması – ovaryohisterektomi- dişi üreme organlarının              ( yumurtalıklar, yumurta yolu ve rahim) cerrahi olarak alınmasıdır. Yetiştiricilikte kullanılmayacaksa her dişi kedi için tavsiye edilen bir prosedürdür.  Artan populasyonun azalmasına yardım etmenin yanında dişi kedinin üreme organlarının  alınması kızgınlık ile ortaya çıkan bağırma gibi davranışları ortadan kaldırır. Kısırlaştırma aynı zamanda meme kanserine yakalanma riskini de oldukça azaltmaktadır.

Erkek kedilerin kısırlaştırlması- kastrasyon – erkek üreme organlarının (testisler, epididymis ve vas deferens’in kısımları) cerrahi olarak alınmasıdır. Dişilerin hamile kalmasını önlemenin yanında faydaları erkeklerin aşırı agresifliğinin azalması, idrarla işaretleme ve idrarda ki kötü kokunun engellenmesidir.

 

Kedi Lösemi Vİrüsü        Yazdır         E-posta
grikedi.jpgÖzellikle sokakta yaşayan kedilerde görülen, bulaşıcı ve ölümcül nitelikteki kedi lösemi virüsü enfeksiyonu hakkında en sık sorulan sorular ve yanıtları

Kedi Lösemi Virüsü ( FeLV)
      

Kedi Lösemi Virüsü (FeLV), günümüzde evcil kedilerde öldürücü nitelikte hastalık oluşturan bir retrovirüstür.
 

FeLV kediden kediye nasıl bulaşır?
  

Kedi lösemi virüsü, enfekte hayvanın salya, göz yaşı ve muhtemelen idrar ve dışkısı ile dışarı atılır. Etkin bir bulaşma için ısırık yarası ya da uzun süreli kedi ile kedi kontağı olması gereklidir, çünkü virus sıcak ve kuru ortamda hızlı bir şekilde inaktive olur.

Bir kedi FeLV Enfeksiyonu ile ne kadar süre yaşayabilir?
  

FeLV hastası olan bir kedi, hastalık teşhis edildiğin de, hastalığın hangi safhada olduğuna bağlı olarak, birkaç haftadan birkaç aya kadar yaşayabilir.





Kediler FeLV’ ne karşı bağışıklık kazanabilirler mi?
  

Virüsle karşılaşan yetişkin kedilerin belirli bir kısmında bağışıklık gelişmiştir ve devamlı olarak viremik hale geçmemişlerdir ( virüsü kan ve kemik iliğinde belirsiz olarak taşırlar ). Genellikle bu kediler normal yaşam sürelerinin sonuna kadar yaşarlar. Bununla birlikte, bazılarında virüs, değişken zaman dilimlerinde etkinliğini kaybetmiş olarak, vücutta bir yerde kalabilir. Böylece kediler strese maruz kaldıktan ya da bağışıklık sistemlerini baskılayan ilaçlarla tedavi gördükten bir süre sonra, FeLV’ nün birden ortaya çıkıp, hastalık oluşturabileceği düşünülebilinir.



Eğer kedimiz FeLV hastası ise bize, çocuklarımıza ya da köpeğimize bu hastalık geçer mi?
  

FeLV ’ünün insanlara geçme ve hastalık oluşturma ihtimali tamamen inkâr edilemese de, on yıllık yoğun araştırmalara rağmen halen geçişin olduğuna dair kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Aynı zamanda insanlarda AİDS ile FeLV arasında bilinen bir benzerlik yoktur. FeLV’ nün insan hücre kültüründe üreyebildiği doğrudur; bu durum insanlarda hastalık oluşturmayan diğer enfeksiyöz hastalık etkenleri içinde aynıdır. Keza FeLV’ ünün köpekler tarafından taşındığı ya da herhangi bir hastalığa neden olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır.

      
      

KLİNİK BELİRTİLER

    

Klinik belirtiler nelerdir?
    

FeLV’ ünden dolayı en sık rastlanılan klinik belirtiler anemi, sarılık, depresyon, kilo kaybı, iştah azalması, ishal ve kabızlık, dışkıda kan, büyümüş lenf yumruları, güç solunum, kuvvette azalma, aşırı su içme ve idrar yapma, fötusun resorpsiyonu, düşük yapma, infertilite, yavruların zayıf ve güçsüz doğması ve panleukopeni ( kedi gençlik hastalığı ) benzeri sendromu kapsar. Aynı zamanda FeLV kedinin enfeksiyöz hastalık etkenlerini savuşturma yeteneğine de zarar verir, bu durumda neredeyse her şiddetli, kronik hastalık veteriner hekimin FeLV’ nden şüphe etmesine yol açar.  FeLV ile enfekte olan bazı kediler kanser olurlar. Bu kedilerde tümör kitleleri solunum güçlüğü, ishalle birlikte görülen barsak yangısı, kusma veya kabızlık; karaciğer ya da böbrek hastalığı; gözlerde bulanıklık; ve nörolojik anormallikler gibi problemlere neden olur.



 FeLV TESTLERİ VE YORUMLARI
      

FeLV test sonuçları ne anlam taşımaktadır?
  

En sık kullanılan iki tip FeLV testi mevcuttur ; ELISA, (veya kit testi, veteriner kliniklerinde kolaylıkla uygulanabilen test) ve IFA ( Aynı zamanda slide test yada Hardy Test, özel  laboratuarda uygulanabilen test). Her iki testte virüsün kan dolaşımında  yada, kan serumunda (ELISA testi) dolaşan veya enfekte beyaz kan hücrelerinin (IFA testi) içinde bulunan protein kısmını bulur. Positif yada negatif testin yorumu veteriner hekimin bu iki testten hangisini seçmiş olduğuna bağlıdır.

Kedi lösemi virüsü, enfeksiyonun iki farklı safhası sırasında kanda mevcut bulunur ( virem, olarak adlandırılan durum ). ELISA testi birincil viremiyi tespit eder – kemik iliği enfekte olmadan önceki safha, kedi bağışıklık sisteminin halen virüsü yenme şansı vardır. ELISA testi aynı zamanda ikincil viremi safhasındaki virüsü de tespit edebilir – virüsün kemik iliğine hücum etmiş, böylece kedide ömür boyu ayak basacak sabit yeri edinmiştir.

ELISA testi ile karşılaştırıldığında, IFA testi başlıca ikincil safhada bulunan virüsleri tespit eder. Enfeksiyon bir kez bu safhaya ilerlediğinde, ‘’geri dönüş noktasını’’ geçmiş olur. Bu nedenle, IFA  sonucu pozitif çıkan  kedilerin çoğu, hayatları boyunca pozitif kalırlar. Bu kediler ki bunların çoğu ELISA-pozitiftir, FeLV’ ünü tükürükleriyle etrafa saçarak diğer kediler için enfeksiyon kaynağı oluştururlar.

Negatif sonuç veren FeLV testi, ne FeLV’ne karşı bağışıklığı ne de kedinin hiç virüsle karşılaşmadığını ifade eder ( bu virüse karşı oluşan antikor için değil, virüs için yapılan bir testtir ). Negatif sonuç:

   1. FeLV ile hiç karşılaşmayan  ( hepimizin umduğu durum)
   2. Testin tespit edebileceği safhanın daha erken bir döneminde, inkübasyonda (beklemede)  olan virüsün mevcut olduğu ( bu kediler daha sonra pozitif test sonucuna sahip olabilirler)
   3. Bir önceki enfeksiyonu yenerek, devamlı viremik hale geçmeyen
   4. Daha önceden virüs ile enfekte olan ve hastalığa yakalanan, fakat bazı nedenlerden dolayı test yapıldığında kan dolaşımında virüs bulunmayan

kediler de çıkabilir.

ELISA testleri aynı zamanda tükürük ve göz yaşı salgılarında bulunan virüsleri da saptayabilir. Testlerde bazı değişkenlik seviyeleri mevcuttur ve bazı pozitif hayvanlar gözden kaçırabilinir. Bu durumda tükürük ve gözyaşı testleri beklide sonucu belirlemede ( örn..evde yada barınakta belli sayıda olan kedilerde FeLV olup olmadığını tespit etmede) ve test için kan örneği almanın zor olduğu kedilerde en iyi seçilmiş testlerdir.



Kedim için iki farklı test sonucu aldım. Bu ne anlama gelir?
  

Oldukça sık rastlanılan bu problem ‘çelişen test sonuçları’ olarak adlandırılır. Yukarıda da belirtildiği gibi, IFA ve ELISA testlerinin her ikisi de kedilerin kanın da bulunan , fakat kanın farklı bölümlerindeki FeLV’ nü tespit ederler ( serum ve beyaz kan hücreleri gibi). Eğer kedi aynı anda ELISA pozitif ve IFA negatif ise, bu durumda virüs ELISA ile tespit edilebilen ve genellikle IFA’nın tespit edemediği birincil viremi safhasındadır.  Aynı test ile iki farklı zamanda test edilen kedi, farklı sonuçlarla karşılaşabilir, özellikle ELISA testinde pozitif test sonucu sekiz hafta sonra test tekrarlandığında negatif olarak değişebilir. Bu durum kedinin virüsün yayılmasını başarılı bir şekilde kısıtladığını ve böylece virüsün hiçbir zaman ikincil viremi safhasına geçemeyeceğini gösterir.

Bazı sağlıklı kediler uzun bir süre ELISA-pozitif, IFA-negatif kalabilirler. Bu kediler FeLV’ nü hala sekesterleşmiş enfeksiyon halinde taşırlar fakat tükürükleriyle görünüşte virüsü saçmazlar ve böylece virüsü diğer kedi dostlarına taşımamış olurlar. Aynı zamanda hastalığın erken döneminde IFA- negatif olan bir kedinin daha sonra pozitif hale geçmesi olasıdır. Bir kere IFA- pozitif hale gelen kedi,genellikle hayatı boyunca pozitif kalır ( kalıcı viremi). Ne zaman testler arasında uyuşmazlık olursa, testlerden biri kesin sonucun belirlenmesi için tekrarlanmalıdır.

Sonuç olarak, iki testin sonuçları birbirine uyumlu olmadığında, bir tanesinin yanlış sonuç verme şansı vardır. Testlerin % 100’ ünün doğru olmadığı bir gerçektir fakat doğru olmayan test sonucu alma ihtimalinizin oluşu bütün umutlarınızı bağlıyacağınız bir durum değildir.



Kedimin FeLV test sonucu pozitif çıktı fakat gayet sağlıklı görünüyor. Bu durumda kedim hastalanıp, ölebilir mi?
     

Ardı ardına uygulanan iki yada daha fazla testlerde kedinizin pozitif olduğunu doğrulansa bile bu durum kedinizin muhakkak öleceği anlamına gelmez. FeLV – pozitif olup sağlıklı görünen kediler, belirli bir yaşam süresi tahmin etmek imkansız olsa da birkaç aydan birkaç yıla kadar yaşayabilirler. Bu durumdaki kediler muhtemelen virüsü saçarak diğer kedilerinde enfekte olmasına sebep olurlar, bununla birlikte sizlerin hastalığın yayılma şansını azaltmak için önlemler almanız gerekmektedir. Ek olarak, vücudun virüse karşı verdiği reaksiyon, FeLV hastalığının başlıca problemlerinden vücudu korur fakat yine virüsün neden olabileceği bağışıklık sisteminin baskılanmasından koruyamaz. Böylece kediniz diğer enfeksiyöz hastalıklara karşı daha duyarlı hale gelebilir ve daha dikkatli izlenmeye gerek duyar, hastalık apaçık oluşmadan tedaviye başlanmalıdır.

TEDAVİ
      

Bu hastalığın tedavisi var mı?
  

Günümüzde FeLV enfeksiyonunun tedavisi bulunmamaktadır. Bir takım kemoterapötik ilaçlar geliştirilmiştir ve kedide mevcut olan hastalığın tipine ve kedinin fiziksel kondisyonuna dayalı olarak bu ilaçlar bazı vakalarda geçici iyileşme sağlamaktadır. Bu ilaç tedavileri kedinin birkaç haftadan birkaç aya değişen süre zarfında yaşamına oldukça sağlıklı şekilde devam etmesine olanak sağlar. Bununla birlikte bu uygulamaların kalıcı tedaviler değil, sadece hastalık belirtilerini azaltıcı uygulamalar olduğu anlaşılmalıdır. Kemoterapötik ilaçlar oldukça güçlüdür ve hastayı aşırı ilaç yüklemesinden korumak için etkileri çok dikkatli olarak izlenmelidir. FeLV enfeksiyonun tedavisinde interferonuda kapsayan bir çok anti-viral bileşimler kullanılabilir. Halen üzerinde araştırmalara devam edilen bu bileşimler, kematerapötik ajanlardan daha güvenli olmaktadır ve halen kedinin kanında mevcut olan virüs miktarını azaltabilmekte, hastalığın klinik belirtilerinin ortaya çıkma süresini de uzatabilmektedirler. Henüz anti-viral bileşimler FeLV enfeksiyonu yada hastalığı için kesin tedavi oluşturamamaktadır. Sürmekte olan ek araştırmaların FeLV hastalığını tedavi edecek anti- viral terapileri üreteceğini umuyoruz.



Yüksek miktarlarda C vitamini verilmesi FeLV’ ne karşı etkili olur mu?
  

Lösemili kedilerin tedavisinde vitamin C’ nin etkili olduğuna dair hiçbir bilimsel araştırma bulunmamaktadır. Kedi viral rhinotrahitis, köpek gençlik hastalığı ve insanlarda solunum yolu enfeksiyonlarında yapılan kontrollü çalışmalar yüksek dozlarda vitamin C uygulamasının etkili olmadığını göstermiştir. Tabiî ki, multivitamin ve mineral katkıları hasta ve düzenli olarak yemek yemeyen hayvanlar için yararlı olabilmektedir, bununa birlikte bu tür katkıların belirli dozlarda hastalığı tedavi edeceği iddiasını destekleyen çok az delil bulunmaktadır. Hayvan sağlığına genel destek sağlamasının yanı sıra, vitamin ve mineral katkıları, kanımızca barınaklarda FeLV’ nün saçılmasını önlemede ve kedinin enfeksiyonunu tedavi etmede kesinlikle etkili değildir.



Madem FeLV enfeksiyonu için bir tedavi yok o zaman Veteriner Hekimim neden steroyid tedavisi yapmak istedi?
  

Steroyid ( prednisolon gibi) ile yapılan terapiler kan dolaşımında bulunan beyaz kan hücrelerinin ( lemfositler) sayısını azaltmada etkili olurlar. Lösemili bir kedi kan dolaşımında yüksek miktarlarda anormal ( kanserli) lemfositlere sahiptir; bu nedenle steroyid tedavisi bunların yok edilmesine yardımcı olur. Aynı zamanda Prednisolon, FeLV’ nün sebep olduğu bazı katı tümörlerin (lenfosarkom gibi) hücrelerine karşı direkt olarak etkili olabilmektedir. Ayrıca steroyidler normalde yaşlanan kırmızı kan hücrelerinin yıkımlanmasından sorumlu olan hücreleri de yok ederler; bu etkileri anemi ile savaşa ve sıklıkla FeLV’ ne eşlik eden aşırı kırmızı kan hücresi yıkımına yardımcı olabilmektedir. Steroyidler ve FeLV her ikisi de bağışıklık sistemini baskıladığından, steroyid terapisine davam eden FeLV- pozitif kedinin  özellikle diğer hastalıklara karşı savunmasız olduğunu hatırlamak oldukça önemlidir.


KORUNMA

    

Kedimi FeLV’ den koruyan bir aşı var mı?
  

Kedinizin FeLV enfeksiyonuna karşı korunmasına yardımcı olabilen birçok aşı bulunmaktadır. Aşılar farklı metotlarla üretilirler ve ya inaktive edilmiş tüm virüsü (ölü) yada virüsün bir protein parçasını içerirler. Her iki tip aşıda da koruma prensibi aynıdır.



FeLV aşıları güvenli midir?
  

FeLV aşıları, kedilerde genelde kullanılan diğer aşılar kadar güvenlidir. Hayvanlar ve insanlarda kullanılan diğer aşılarda olduğu gibi, oldukça küçük sayıdaki aşılamalarda aşıya karşı bazı reaksiyonlar oluşabilmektedir. FeLV aşısı ile aşılanan kedilerin büyük çoğunluğu hiçbir reaksiyonla karşılaşmamaktadır. Sık olarak, kediniz aşılamadan birkaç saat yada bir  iki gün sonraya kadar biraz kırıklık hisseder. Nadir durumlarda, aşının bileşenlerinden birine, ateş, ishal ve halsizlikle sonuçlanan, alerjik bir reaksiyon gelişebilir. Bu alerjik reaksiyon Veteriner Hekiminiz tarafından tedavi edilebilir.



Kedi FeLV aşıları nasıl etki eder?
  

Aşılı kediniz virüs ile karşılaştığında, FeLV aşıları inatçı FeLV enfeksiyonlarından korunmada oldukça etkilidir. Hiçbir aşı % 100 etkinliğe sahip değildir ve bu FeLV aşısı içinde doğrudur. Bu aşılar tarafından oluşturulan immun yanıt virüsle karşılanan kedilerin çoğunu virüs enfeksiyonundan koruyacaktır. Kedi lösemi virüsü ile karşılaşan aşılı kedide sıklıkla transient viremi (geçici olarak 12 haftaya kadar FeLV pozitif hale gelir) gelişir, fakat aşı tarafında oluşturulan immun yanıt virüsü kedinin klinikman hastalanmıyacağı şekilde kontrol altına alır. Ne yazık ki çok az bir orandaki FeLV aşılı kedi, FeLV ile karşılaşmada virüse karşı korunamazlar.


Kedim kaç yaşında FeLV için aşılanmalıdır?
  

Yavru kediler sekiz ila on haftalık yaşa ulaştıklarında  ilk olarak ve ilk aşılamadan üç ila dört hafta sonrada ikinci doz ile iki kez aşılanmalıdırlar. Enfeksiyon riski olduğunda kedi FeLV’ ye karşı yılda bir kez aşılanmalıdır.


Eğer kedim aşılanırsa, FeLV- pozitif bir kediyle yaşaması güvenli olur mu?
  

FeLV aşıları % 100 etkili değildir ve bu yüzden aşılı kedi, kalıcı olarak enfekte olan ( FeLV- pozitif kedi) kediyle aynı evde yaşarsa bir derece risk oluşur. FeLV- pozitif kedilerin aşılı olsalar bile FeLV-negatif kedilerle aynı evde yaşamaması tavsiye edilir. FeLV’ne karşı aşılanan kedinin, FeLV ile karşılaşma durumunda, aşılanmamış olana göre çok daha fazla başarılı direniş gösterme şansı vardır.

Aşı, FeLV’ nü tespit eden testleri etkiler mi?
  

Hayır, aşı ELISA yada IFA testlerinden ikisini de etkilemez. Aşılar canlı virüs içermezler ve testler virüse ait belirli bir proteini belirlerler. FeLV’ ne karşı oluşan antikorlar, aşılama sonucu üretilirler ve teşhis için kullanılan testler ile bulunamazlar.





Aşı Sarkomları        Yazdır         E-posta
25037265.jpgKedilerde aşıların uygulandığı bölgelerde oluşan kötü huylu tümörlerden(sarkomlar) korunabilmek için her kedi risk altında olduğu hastalıklara karşı aşılanmalıdır.

AŞILAR VE SARKOMLAR
Kedilerine en iyi şekilde bakmak isteyenlerin iki ana isteği vardır; birincisi, kedimizi bir çok önemli ve ölümcül hastalıktan korumak; ikincisi, onları zarar görecekleri şeylerden uzak tutmaktır. Bu ikisini aynı anda sağlayabilmek oldukça kolay görünmektedir. Ne yazık ki,  çok az medikal prosedür tamamen risksizdir, ve bazen de normalde iyileştirici olan prosedürler kedinize zarar verebilir. Aşı uygulamaları ve sarkomlar ( spesifik kanser tipleri) arasındaki ilişki buna bir örnektir.
Bu yeni bir şey mi ?
Sarkomlar, kedilerde yeni bir kanser formu değildir. Fakat 1991’de, Veteriner Hekimler, kedilerin vücutlarında genelde aşıların uygulanmakta olduğu bölgelerde, beklenenden fazla oranda sarkomların oluştuğunu fark etmeye başlamışlardır. Akabinde aşı uygulamaları ile sarkom oluşumu arasında bir bağ olduğu tespit edildi. Bir çok kedi sarkomu herhangi bir yönden aşılarla bağlantılı değildir, bağlantılı olanlar ise çok nadir görülmektedir fakat yinede Veteriner Hekimler oldukça endişe etmektedir.
Aşı uygulanan bölgede kedimin vücudunda bir şişlik buldum. Şimdi ne olacak?

Aşının uygulandığı bölgede, deri altında küçük, ağrısız ve sert bir şişliğin oluşması oldukça sık görülür. Bu şişlik neredeyse her zaman önemsizdir ve birkaç hafta içinde kaybolur. Fakat nadiren, bu şişlik sarkoma dönüşebilir. Veteriner Hekiminiz güvende olmak için, aşılamadan birkaç ay sonraya kadar aşı bölgesini periyodik olarak kontrol etmenizi önerecektir. Eğer bir şişlik tespit ederseniz, en kısa zamanda Veteriner Hekiminizle temas kurmalısınız. Eğer aşağıdakilerden herhangi birisi doğrulanırsa, şişlikten alınan küçük bir örnek teşhis için laboratuara gönderilecektir:

·       Aşılamanın üzerinden üç aydan fazla zaman geçmiş ve şişlik hala mevcutsa

·       Çapı iki santimetreden daha büyükse ( yaklaşık zeytin büyüklüğünde)

·       Aşılamadan bir ay sonra boyutunda artış oluyorsa

Eğer şişliğin bir sarkom olduğu tespit edilirse Veteriner Hekiminiz sizi tedavi hakkında bilgilendirecektir.

Eğer aşılar probleme neden oluyorsa, neden onları kullanıyoruz?

Kedilerinin sağlıklı olması için çaba gösteren kedi sahipleri, rahatsız edici bu konu hakkında oldukça endişe etmektedir, bir çoğu aşı uygulamalarını tamamen bırakmaktadır. SONUÇ? Her şeye rağmen, bu kedi sahipleri aşı risklerini öne sürerek kedilerini ölümcül hastalıklara karşı büyük riske girecekleri bir pozisyona sokmaktadır ve Kuduz hastalığı göz önüne alındığında insan sağlığı da riske atılmış olmaktadır.

Sonuç olarak ne yapılmalıdır?

Aşılara bağlı sarkomlar oldukça az görülmesine rağmen, problem kedi aşısı üreticileri ve Veteriner Hekimler tarafından emsalsiz bir ilgi ve dikkatin gösterilmesidir. Bu ikilemi çözmek için Veteriner Hekim Organizasyonları çalışmaktadır. Bu gurup, oldukça önemli insan ve finansal kaynakları, aşılara bağlı sarkomların nedenlerini ve en etkili tedavi yöntemlerini bulmada kullanmaktadır.

Yapmamız gereken şey nedir?
Bu sorun çözülene kadar yapmanız gereken şey bu konuyu Veteriner Hekiminizle görüşmenizdir. Bir çok durumda aşılar verdikleri zarardan çok yararlıdır ve kedileri bir çok ölümcül hastalık ve enfeksiyondan korumada yardımcı olurlar. Fakat sarkom oluşma şansını azaltmanın tek yolu gereksiz yere aşılama yapmamaktır. Veteriner Hekimler, her kedinin hangi enfeksiyonlara karşı risk altında olduğunu inceleyip , hangi aşılamaların uygulanması gerektiğine karar verecekleri hakkında hasta sahiplerini bilgilendirmektedir. Kedinizin durumu ve aşıların her ikisi de göz önünde bulundurulduğunda, Veteriner Hekiminiz kedinizi enfeksiyöz hastalıklara karşı koruyan ve aynı zamanda da en güvenilir olan aşı programını önerecektir.



YANGISAL BARSAK HASTALIĞI        Yazdır         E-posta
sleeping_kitten.jpg
Yangısal barsak hastalığı bir gurup kronik gastrointestinal hastalık olarak tanımlanır. Tam olarak nedeni bilinmemekle birlikte her yaştaki kediler bu hastalığa yakanabilir.


Yangısal Barsak Hastalığı

( İnflammatory Bowel Disease, IBD )

Yangısal barsak hastalığına yakalanan kedilerde kusma ve ishal (diare) dehidrasyona neden olur ve tedavi edilmezse yaşamı tehdit edici durum ortaya çıkar. Bu nedenle bu belirtilere sahip olan kedilerin Veteriner Hekim tarafından muayene edilmeleri gereklidir. Kusma ve ishalin bir çok nedeni olabilir, fakat yangısal barsak hastalığı (IBD) kedilerdeki gastrointestinal problemlerin başlıca nedenidir. Her yaştaki kediler etkilense de, orta-yaşlı ve yaşlı kediler IBD ‘ye daha duyarlıdır.

IBD  bir grup kronik gastrointestinal bozukluk olarak tanımlanır. Mikroskobik olarak sindirim kanalını kaplayan hücrelerin (mukoza) içine yangısal hücrelerin infiltre olması (sızması)  ile karakterizedir. IBD' nin nedeni bilinmemektedir fakat dokulardaki mikroskobik değişimler (histopatoloji) immunolojik faktörlerin önemli rolü olduğunu ima etmektedir.

IBD' nin kedilerde en sık rastlanılan formu lenfositik - plasmasitik enterokolitistir. Bunun anlamı açıklanacak olursa, lenfositler ( bir tip beyaz kan hücresi ) ve plasma hücreleri ( antikor üreten hücreler) mukozada bulunan birincil tip yangı hücreleridir. Daha az rastlanılan formları, mevcut yangı hücrelerinin hakimiyetine göre  eosinofilik, nötrofilik ve granulamatöz olarak adlandırılır. Enterokolitis, bu tip IBD' de kalın ve ince bağırsakların yangısını işaret eder. Sadece ince bağırsaklarda yangı oluştuğu durumlar enteritis; sadece kalın bağırsaklarda yangı oluştuğu durumlar kolitis; ve midede yangı hakim olduğu durumlarda gastritis olarak adlandırılır.



TEŞHİS

Gastrointestinal hastalığın diğer nedenlerini de ortaya çıkarmak için, Veteriner Hekiminiz total kan sayımı, serum biyokimyası, serum tiroksin seviyesi, kedi lösemi virüsü (FeLV)  ve kedi aids virüsü (FIV) testleri, idrar analizi, paraziter ve bakteriyel ajanlara karşı dışkı muayenesi, diyet denemeleri ve batın radyografisi yada ultrasonografisini kapsayan bir takım teşhise yönelik testler yapabilir.

Teşhise yönelik testlerin en kesin sonuç vereni intestinal duvardan alınan küçük bir parçanın mikroskobik muayenesidir ( mukozal biyopsi). Doku örnekleri batın ameliyatı (örn : laparatomi) yada endeskopik muayene esnasında elde edilebilir. Her iki prosedürde de genel anestezi gerekmesine rağmen, duyarlı olan gastrointestinal kanal kısmına ve mevcut ekipmana bağlı olarak seçilecek metot değişebilir.



TEDAVİ

Bir çok kedide medikal terapi ve diyet yönetimi kombinasyonu ile IBD başarıyla kontrol altına alınır. Tek bir mükemmel tedavi olmaması yüzünden, Veteriner Hekiminiz kediniz için en iyi terapiyi bulmak için birçok farklı kombinasyonları denemek zorunda kalabilir.



DİYET YÖNETİMİ

Yemek antijenlerine karşı duyarlılık bazı kedilerde gastrointestinal yangıya katkıda bulunur, dolayısıyla diyette yapılan değişim sıklıkla semptomatik iyileşme sağlar. IBD tedavisinde etkili olan birçok dengeli ticari diyet mevcuttur.

Ev yapımı diyetler, ticari diyetleri ret eden kediler için alternatiftir. Veteriner Hekiminiz size uygun tarifi verecektir. İdeal olarak, diyet kedinin normalde tüketmediği tek bir protein kaynağı içermelidir. Bir çok kedi için diyete lif katılması yararlıdır. Diyet değişimi sonrasında kedilerin iyileşmesi bir kaç hafta yada daha uzun zaman alabilir ve bu beslenme denemesi sırasında, diğer tüm yemek kaynakları

( yemek artıkları, ikramlar ) diyetten elimine edilmelidir.



MEDİKAL TERAPİ

IBD'li kedileri tedavi etmede kortikosteroidler oldukça sık kullanılır. Bu ilaçlar güçlü anti-inflammatuar ( yangı giderici ) ve immunosupresiv ( bağışıklık sistemini baskılayan ) özelliklere sahip olmasıyla birlikte kedilerde çok az yan etkiye sahiptir. Buna ek olarak kortikosteroidler iştahı sitimule edebilir ve intestinal sodyum ve su absorbsiyonunu artırabilir. Oral prednison, etki sürekliliğinin kısa olması ve uygun tablet büyüklüğünün mevcut olması nedeniyle en çok kullanılan kortikosteroidtir. Eğer gerekliyse ağızdan ilaç vermesi zor olan veya aşırı kusma ve malabsorbsiyon bulunan kedilerde enjektabl kortikosteroid terapisi kullanıla bilinir.

Antibiyotikler, metronidazole yada tylosin gibi, diyet yönetimi ve kostikosteroid terapisi kombinasyonlarının layıkıyla hastalığı kontrol edemediğinde yararlı olabilirler. Düşük dozlarda kullanıldığında metronidazol terapisinin yan etkileri genellikle görülmez fakat iştahta azalma ve kusma görülebilir. Aşırı salivasyon ilacı alan kedilerde oldukça sık görülen bir reaksiyondur. Bu durum muhtemelen ilacın kötü tadı nedeniyle oluşur. Sulfasalazine, kalın barsak yangısında (kolitis) oldukça sık kullanılan bir medikasyondur.

Eğer bu medikasyonlardan hiç biri belirtileri kontrol altına alamazsa, daha etkili immunosupressiv ilaçlar gerekli olabilir, fakat bunların Veteriner Hekiminiz tarafından yakından monitorize edilmesi gereklidir.



PROGNOZ

Yangısal barsak hastalığının tedavisi nadiren mümkündür, fakat bir çok durumda medikasyon ve diyet yönetimi ile tatmin edici bir şekilde kontrol edilebilir. Tedavi protokolü tam olarak takip edilmezse hastalık nüksedebilir.




KEDİ ENFEKSİYÖZ PERİTONİTİS (FIP)        Yazdır         E-posta
 

Kedi enfeksiyöz peritonitis (FIP) nedir?

Kedi enfeksiyöz peritonitis (FIP),  coronavirüs enfeksiyonu sonucu oluşan bir hastalıktır. Bir çok farklı coronovirüs tipi kedileri enfekte edebilir fakat çoğu önemli bir hastalığa neden olmaz. FIP oluşturan coronavirüs tipleri, belirli beyaz kan hücrelerini istila etme ve bu hücrelerde üreyebilme yetenekleri ile diğerlerinden ayırt edilir. Virüs tarafından enfekte olan hücrelerin lokalize olduğu (toplandığı) dokularda şiddetli bir yangısal reaksiyon meydana gelir. Bu durum vücudun kendi bağışıklık sistemi ile hastalıktan sorumlu olan virüs arasındaki etkileşimdir.

Enfekte kediler coronavirüsü tükürükleri ve dışkılarıyla saçarlar. Bir çok kedi virüsü solumak yada sindirmek yoluyla enfekte olur, aynı zamanda enfekte bir kediyle direkt temas veya virüsün bulaşmış olduğu giysi, yatak, mama kapları ve oyuncaklar gibi kontamine olmuş yüzeylerle temas ederek  enfekte olabilirler.

Virüs çevrede birkaç haftaya kadar yaşayabilse de, evlerde en sık kullanılan deterjan ve dezenfektanlarla hızla  inaktive olur. En ucuz ve etkili dezenfektan 1/32 oranında sulandırılmış ( 1 ölçek çamaşır suyu 32 ölçek suya karıştırılır)  çamaşır suyudur.



FIP ile kedi lösemisi arasında bir ilişki var mıdır?

FIP ve kedi lösemisi oluşturan virüsler farklıdır. FIP 'li bazı kediler aynı zamanda kedi lösemi virüsü ile de enfekte olabilirler fakat bu hastalıklar iki ayrı oluşumdur.



FIP' nin belirtileri nelerdir?

FIP virüsüyle ilk karşılaşmada bazı kedilerde hapşırma, burun ve göz akıntısı ile karakterize olan orta dereceli üst solunum yolu hastalığı oluşsa da  genellikle çok belirgin belirtiler oluşmaz. Bazı kediler de orta dereceli barsak hastalığı meydana gelebilir. İlk kez hastalığa yakalanan kedilerin bazıları virüsün taşıyıcısı durumuna gelseler de kedilerin çoğu iyileşir. Enfeksiyona yakalanmış kedilerin sadece küçük bir yüzdesi ölümcül hastalığa yakalanır : ilk enfeksiyondan haftalar, aylar veya beklide yıllar sonra.

Ölümcül FIP 'nin belirtileri aniden ortaya çıkabilir (özellikle yavrularda), yada belirtiler birkaç hafta içinde şiddetlenerek artabilir. Bir çok kedi depresyon, düzensiz kıl örtüsü, kilo kaybı ve ateş gibi tam spesifik olmayan belirtilere sahiptir.

Ölümcül FIP' nin ana formları ıslak (effusive) FIP ve kuru ( effusive olmayan) FIP ve her ikisinin mevcut olduğu formdur. Islak FIP 'nin en karakteristik belirtileri karın yada göğüs bölgesinde sıvı toplanmasıdır. Toplanan sıvı miktarı artıkça kedinin nefes alması güçleşir.

Kuru FIP yavaş gelişir. Kilo kaybı, depresyon, anemi ve ateş her zaman var olmasına rağmen sıvı toplanması minimal düzeydedir. Böbrek yetmezliği (su tüketiminde ve ürinasyonda artış), pankreatik hastalık (kusma, ishal, diabet), nörolojik hastalık ( denge kaybı, davranışlarda değişim, paraliz, nöbetler ), enterit ( kusma, ishal ) veya göz hastalığı (yangı, körlük ) belirtileri bir çok kombinasyonda görülebilir. FIP sıklıkla teşhis edilmesi zor olan bir hastalıktır çünkü her kedi diğer bir çok hastalığın belirtisine yakın farklı belirtiler gösterir.



FIP' ye yakalanırsa kedimde ne gibi değişimler olur?

Genç kediler ( iki yaşından küçükler ), yaşlı kediler ( on yaşın üzerindekiler), zayıf fiziksel kondisyona sahip kediler ve stres yada devam eden bir enfeksiyona sahip kediler FIP' ye daha duyarlıdır. Genel kedi popülasyonunda çok sık rastlanılmayan bir hastalıktır, veteriner kliniklerine tedavi için getirilen kedilerin %1' inden azını etkilemektedir. Birlikte yaşayan kedi popülasyonlarında, barınaklar gibi, hastalık oranı daha yüksek olabilir, birkaç ayda duyarlı popülasyonun yüzde 10 ila 20' si etkilenebilir.



FIP virüsünü tespit edecek laboratuar testleri var mıdır?

KELA, ELİSA, İFA ve virüs- nötralizasyon testleri kedilerdeki coronavirüs antikorlarının varlığını tespit edebilir. Pozitif test sonuçları sadece kedinin önceden coronavirüs ile karşılaştığını gösterir, FIP' ye neden olan ile karşılaşıp karşılaşmadığını belirlemez ve bu virüse karşı oluşmuş olan antikorlar tespit edilir. Eğer test negatif sonuç verirse bu kedinin  coronavirüsle karşılaşmadığı anlamına gelir.

En yüksek seviyede seyreltilmiş olan serumda tespit edilen sayı yada titre halen pozitif bir reaksiyonun mevcut olduğunu gösterir. Yüksek titreler yüksek miktarlarda antikoru gösterirken, düşük titreler serumda az miktarda coronavirüs antikoru olduğunu gösterir. Yüksek titreye sahip sağlıklı bir kedi düşük titreye sahip olan kediye göre FIP olmaya yada FIP oluşturan coronavirüsün taşıyıcısı olmaya mutlaka uygundur diye bir yorum yapılamaz. Aynı zamanda ileride oluşabilecek FIP virüs enfeksiyonuna karşı da korunma altında değildir.

Son günlerde, virüsün kendi parçalarını tespit edebilen iki yeni test üzerinde çalışılmaktadır. İmmunoperoksidaz testi dokuda virüsle enfekte olan hücreleri tespit ettiği için FIP' yi geleneksel histopatolojik muayeneden daha doğru şekilde teşhis eder. İnceleme için etkilenmiş dokudan biyopsi örneği alınması gereklidir. Diğer antijen testi doku yada vücut sıvısındaki genetik materyali tespit etmek için  PCR

(polimeraz zincir reaksiyonu) ‘ ı kullanır. Bu test ümit vaat etse de, PCR şu anda spesifik olarak FIP' ye neden olan değil, coronavirüsleri genel olarak tespit edebilen tek testtir.



Kedime FIP testi yaptırmalı mıyım?

Coronavirüs - antikor titreleri belirlenmesinin kedi sahipleri yada yetiştiricileri ve Veteriner Hekimler için yararlı olduğu iki öncelikli durum vardır:



•1.      Evde yaşayan ve daha önce test yapılmamış olan kedilerde antikorun varlığı yada yokluğunun belirlenmesinde veya coronavirüs antikorları açısından negatif olan evlere yada barınaklara alınacak yeni kedilerin potansiyel virüs taşıyıcıları olup olmadıkları yada virüsü sacıp saçmadıklarının tespiti için, kontrol testi olarak.

•2.      FIP belirtilerine yakın belirtiler gösteren hasta kedilerin klinik tanısını koymada yardımcı olarak.



Niçin iki farklı laboratuardan iki ayrı test sonucu aldım?

Ne yazık ki, bir çok laboratuar farklı yollarla hazırlanmış farklı antijenler kullanmaktadır ve testin yorumu değişebilmektedir. Testlerin titizlikle kontrol edilmesine rağmen spesifik olmayan reaksiyonlardan ötürü yanlış sonuçlar çıkabilmektedir. Genellikle testi okuyan kişi tarafından yapılan sübjektif karara bağlı olması dolayısıyla testi yorumlamak zorlaşabilir.



Pozitif teşhis nasıl konulmaktadır?

Olası bir FIP teşhisi genellikle klinik belirtiler baz alınarak, rutin laboratuar testleri ve karın boşluğu yada göğüs kafesindeki sıvının değerlendirilmesi ile yapılır. Fakat bazı vakalarda hastalık belirtilerinin FIP için açık ve belirgin olmaması teşhisin doğruluğu sorgulamaktadır. Tüm vakalarda, doku biyopsisi yapmak FIP teşhisini kesin onaylamak için tek yoldur.



FIP' in tedavisi var mıdır?

Şu anda  bir kez pozitif teşhis konulduğunda FIP öldürücü bir hastalık olarak düşünülmektedir. Ne yazık ki kesin bir tedavi yöntemi henüz mevcut değildir. Tedavideki temel amaç destek bakım yapmak ve hastalığın oluşturduğu yangısal cevabı hafifletmektir. Bazı tedaviler, küçük orandaki hastalarda kısa dönemli olarak belirtilerin kaybolmasını sağlamaktadır. Kortikosteroyid kombinasyonları, sitotoksik ilaçlar ve antibiyotikler ile dengeli beslenme ve sıvı alımı bazı vakalarda yararlı olmaktadır. Gelecekte, etkili anti-viral tedavilerin bağışıklık sistemini destekleyici ilaçlarla birlikte uygulanmasının FIP' nin tedavisinde yararlılığı denenecektir.



Kedimin FIP' e yakalanmasını önleyebilir miyim?

Bir çok kedi popülasyonunda, enfeksiyöz ajanlarla karşılaşma riski azaltılarak kedilerin sağlıklı tutulması bir arada yaşayan kedilerin FIP'e yakalanma oranını azaltmaktadır. Kedi sayısındaki artışı önlemek, kedilerin aşılarını zamanında yaptırmak, uygun besleme ve sıhhi şartları sağlamak ve kedi lösemi virüsü enfeksiyonlarını elimine etmek FIP görünme riskini azaltmada yararlı olur.



İlk FIP aşısı ( Primucell FIP, Phizer Hayvan Sağlığı) ile 1991 yılında tanışıldı. Bu aşı ısıya duyarlı modifiye-canlı aşıdır. İlk aşılama 16 haftalık kedilere intranasal (burun içi yolla)  yolla uygulandıktan sonra 3 ila 4 hafta sonra tekrarlanarak senelik tek doz uygulama yapılacak şekilde lisanslandı. Kedi bir kez aşılandığında kedinin serumu pozitif coronovirüs antikor titresine sahip olabilir. Bu durum çok sayıda kediye bakılan yerlerde yapılacak serolojik testlerde, corona virüs negatif ortam oluşturmada problem olabilir

Aşı uygulamaları aşının güvenilir olduğunu göstermiştir fakat yapılan birçok araştırma sonuçları aşının etkinliği açısından farklı sonuçlar vermiştir. Primucell FIP aşısının kedileri FIP'ten korumada ki rolü halen tam olarak bilinmemektedir.

Kedim FIP hastası. Ne kadar zaman daha yaşamasını beklemeliyim? Son günlerinde kedimin rahat olması için neler yapabilirim?

Klinik belirtiler ortaya çıktıktan sonra effusive (ıslak) FIP'e yakalanan kediler birkaç gün ila birkaç haftaya kadar yaşarlar fakat altı ila sekiz ay yaşayan yetişkin kediler de mevcuttur.  FIP'nin kuru formuna sahip kediler ise genellikle birkaç hafta içerisinde ölürler fakat bir yıl ya da daha uzun süre yaşayanlarda bulunmaktadır.

İyi bakım koşulları, dengeli ve besinsel değeri yüksek diyetlerle beslemek kedinizin hastalık sürecinde daha rahat hissetmesini sağlar. Veteriner Hekiminiz  hastalıktan dolayı oluşan rahatsızlıkları azaltacak spesifik ve destekleyici tedaviyi uygulayacaktır.



İnsanlar ya da köpekler FIP hastası olabilirler mi?

FIP'in kedi familyası dışında başka bir türde görüldüğü belgelenmemiştir. FIP'in insan sağlığı açısından herhangi bir risk taşıdığı bilinmemektedir. Ancak FIP virüsü köpeklerde çok yaygın olan ve barsak yangısı (enteritis) oluşturan canin coronavirüs'le benzerlik taşımaktadır.

 


KISIRLAŞTIRMA        Yazdır         E-posta
anne_ve_yavrular.jpgVeteriner Hekiminiz kedinizin kısırlaştırılmasını önerdiğinde bu operasyonun kedinizin sağlığı açısından sağlayacağı avantajları bilmeniz karar aşamasında size yol gösterebilir. Dişi ve erkek kedilerde kısırlaştırma operasyonunun avantajları
DİŞİ KEDİ KISIRLAŞTIRMA
OvaryohisterektomiOvaryumların (yumurtalık) ve uterusun (rahmin) alınması
  
ERKEK KEDİ KISIRLAŞTIRMA
KastrasyonTestislerin ve spermatik kordun alınması
* İdeal yaş 4-6 aydır,fakat yavru kediniz daha büyükse de oldukça faydalı bir uygulamadır.
    * İdeal yaş 4-6 aydır,fakat yavru kedi daha büyükse de oldukça faydalı bir uygulamadır.
* İlk kızgınlık periyodundan önce kısırlaştırılan kedilerin meme kanserine yakalanma oranları % 1’ den daha düşük olmaktadır.

    * Testis kanseri riskini ortadan kaldırır.
* Eğer ilk kızgınlık periyodu sonrasında kısırlaştırılırsa, yavru kedinin % 8 oranında meme kanserine yakalanma şansı vardır.

    *Büyük oranda prostat kanseri ve prostat yangısı riskini azaltır.
* Eğer iki kızgınlık periyodu sonrasında kısırlaştırılırsa risk % 26’ya çıkar.

    * Perianal tümörlerin oluşum riskini azaltır.
* İki yıldan sonra meme kanserine karşı bir yarar sağlamamaktadır.

    *Evden kaçma ve kavga etme gibi davranışları azaltır.
* Diyabetli veya epilepsili yavrular tedaviyi etkileyebilecek hormonal değişimleri önlemek amacıyla kısırlaştırılmalıdırlar.

    * Etrafa idrar saçma (işaretleme) davranışını azaltır, ortadan kaldırır.
* Yumurtalık ve rahim kanseri riskini ortadan kaldırır.

    * Çiftleşme ile geçen hastalıkların yayılma riskini ortadan kaldırır.
* İstenmeyen gebelikleri ortadan kaldırılır.

    * İstenmeyen yavrulamaları ortadan kaldırır.


KEDİ BAKIMI - BESLENMESİ - HASTALIKLARI
 

 

ATAŞEHİRDEKİ İŞYERLERİ SAYFALARI

animmatbaa