6 Ekim 2010 Çarşamba

Megakent'i Manhattan’a dönüştürecek 20 milyar dolarlık müthiş bir proje hazırlandı
İstanbul, ikinci bir boğaz ve devasa boyutta yeni bir ada kazanacak. Haliç’ten kanallar açılarak Kâğıthane ve Alibeyköy dereleri üzerinden Boğaz’ın kuzeyindeki Büyükdere’ye ulaşılacak. Ön proje Başbakan Erdoğan’a sunuldu. Şehrin merkezine baskıyı azaltıp ulaşımı da rahatlatacak projenin fikir babası ünlü mimar Sinan Genim. Projenin, 20 milyar dolara mal olması planlanıyor

YAKLAŞIK 3-4 ay önce “avan” yani ön proje olarak Başbakan Erdoğan’a sunulan projeye göre, çalışmalarda başta Kâğıthane ve Alibeyköy dereleri olmak üzere su yolları kullanılacak. Haliç’ten kanal açılmaya başlanarak Kâğıthane ve Alibeyköy dereleri takip edilecek. Kâğıthane İlçesi ile Ayazağa ve Kemerburgaz’ın hemen üzerinden yine su yolları takip edilerek Büyükdere’ye yani İstanbul Boğazı’nın kuzeyine ulaşılacak.

100 METRE GENİŞLİKTE
Kanal ortalama 100 metre genişliğinde planlanıyor. Haliç’in Boğaz’ın kuzeyinde kalan Büyükdere ile birleştirilmesiyle İstanbul, yeni bir doğal adaya daha kavuşmuş olacak. Yeni İstanbul adasında; Beyoğlu ve Şişli başta olmak üzere Kâğıthane, Beşiktaş ve Sarıyer’in bir kısmı yer alacak. Böylelikle tarihi yarımada olarak bilinen Eminönü-Fatih bölgesinin yanı başında bir de ada yer alacak.

HEDEF: KENTİ RAHATLATMAK
Ünlü mimar Sinan Genim’in fikir babası olduğu projenin amacı öncelikle İstanbul’un merkezine olan baskıyı, yoğun şehirleşmeyi azaltmak, kanallar vasıtasıyla ulaşımı kolaylaştırmak ve şehri yaymak. Alternatif bir deniz yolu yaratarak kentin merkezi sayılan Beşiktaş, Şişli, Taksim bölgelerine ulaşımı birçok noktadan daha rahat ve kısa sürede sağlamak. Yeni kanal ile Sarıyer bölgesinden deniz ulaşımı ile rahatlıkla Eminönü tarafına geçilebilecek. Ya da Boğaz trafiğine takılmadan Boğaz’ın kuzeyine ulaşılabilecek. Alternatif bir yol haline gelecek kanal sayesinde, kentin birçok bölgesine ulaşım hızlanacak, kolaylaşacak. Rüzgâr ve dalga da olmadığı için kanal, ulaşımı da konforlu hale getirecek, turizm açısından da İstanbul çok daha cazip, ulaşımın kolaylaştığı, turistik alternatiflerin arttığı bir destinasyon haline gelecek. Kanal uluslararası geçişlerde kullanılmayacak.

Başbakan ne demişti?

Gazeteci Hıncal Uluç, köşesinde gündeme getirdiği Başbakan Erdoğan’ın hayalindeki projeyle ilgili “Telefon elimde dondum kaldım. Bu İstanbul için bugüne kadar duyduğum en çılgın proje. ‘Bin proje say’ denilse aklıma gelmez. Yazsam, aylarca gündemde kalır” demişti. Daha sonra çıkan haberlerle ilgili Başbakan Erdoğan ise şunları söylemişti: “AKM ve Taksim’le ilgisi yok. Benim düşündüğüm farklı bir proje. Bunların şu anda bahsettiği alanların tamamen dışında. Ama bunların “hafsalası” bunu almıyor. İnşallah onu da açıklama zamanı gelecek. Şu anda çalışmalarımız sürüyor.”

Projeyi Sinan Genim hazırladı

SİNAN Genim1945’te Kuzguncuk’ta doğdu. Devlet Güzel Sanatlar AkademisiMimarlık Yüksek Okulu’nda okuyan Genim, Rölöve/Restorasyon Ana BilimDalı’nda yüksek mimar oldu. Son yerel seçimde AK Parti’den Kadıköy Belediye Başkanı adayı olan Genim, halen Marmara Üniversitesi’nde ders veriyor. Genim 1997’den beri Türkiye Anıt Çevre ve Turizm Değerlerini Koruma Vakfı YönetimKurulu Başkanı.

Vatandaşlar: İstanbullulara sorulmalı

İstanbul’un görünümünü değiştirecek mega proje, bazı İstanbullulardan destek alırken bazıları tarafından temkinli karşılandı. Bazı vatandaşlar ise “İstanbullulara da sorulmalı” görüşünde

NURİ TURHAN: “Başbakan Menderes zamanında bu tür projeleri duymuştuk ama hayata geçmemişti.”

NAZIM ÖZTÜRK: Osmanlı döneminde gerçekleştirilmesi öngörülen projeye benziyor. Kâğıthaneli olarak hayata geçer inşallah.”

AHMET YAZICI: “Proje tamamlanırsa Kâğıthane halkı olarak kötü kokudan kurtuluruz. Estetik olarak da ilçemize güzellik katar.”

FATİH ZENGİNOĞLU (28): “Turizm açısından bir gelişme sağlayabilir ama ne kadar işe yarar bilemiyorum. İzleyip göreceğiz. Umarım İstanbul’dan çok şey eksiltmez.”

COŞKUN İNCE (30): “Geleceğini göremediğim bir proje bence.”

REHA ESKİDİR (36): “Benim için önemli olan bu işin İstanbul’dan neler götüreceği. Bölge ada haline gelecekse Haliç ve deniz bağlantısı yapılırken denizdeki doğal hayat nasıl etkilenecek? Bu ve bu gibi durumların açıklık kazanması lazım.”

SERDAR AYDIN (29): “Bu projeyi nasıl hayata geçirecekler merak ediyorum çünkü çok zor bir proje gibi.”

ESRA IŞIK (26): “Hayali denilebilecek bir proje. Projenin detayları açıklandığında daha iyi olur. İstanbullulara sorulmalı böyle bir şey yapılırken.”

ABD’nin ticaret ve sanat merkezi

Günümüzde dünyanın ticaret ve sanat merkezi olarak kabul edilen ve farklı yaşam tarzlarına ev sahipliği yapan New York’un kalbini bir ada olan Manhattan oluşturuyor. Manhattan, beş bölgeden oluşan 21 milyon nüfuslu New York’un diğer bölgelerine köprüler ve tünellerle bağlanıyor. Haliç, Boğaziçi ve kanallarla çevrelenecek İstanbul adasının, kültürlerin buluşma noktası İstanbul’a yeni bir yaşam tarzı getirmesi, sosyal ve kültürel faaliyetlerin merkezi olması hedefleniyor

Maliyet 20 milyar doları bulabilir

2 yıl içinde bitirilmesi öngörülüyor. Kamulaştırma bedelleriyle birlikte proje maliyetinin 20 milyar doları bulması bekleniyor. Başbakan Erdoğan’ın çok beğendiği proje üzerinde teknik çalışma sürüyor. Başbakan’a kapsamlı bir dosya verdiği öğrenilen Sinan Genim’e ulaşıp proje ile ilgili bilgi almak istedik. Ancak Genim’e ulaşmak mümkün olmadı.

Umut TÜTÜNCÜ / HABERTÜRK
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, çok sayıda firmanın özelleştirilmesi için beklediği bor madenleri için kritik bir açıklama yaptı
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, çok sayıda uluslararası firmanın özelleştirilmesi için tetikte beklediği bor madenleri için kritik bir açıklama yaparak, “Bor madenlerini özelleştirmeyeceğiz. Ne böyle bir düşünce ne de böyle bir eylem var” dedi.

“Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi” amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu’nun hazırladığı rapor, TBMM Genel Kurulu’nda ele alındı. Yıldız konuşmasında şu mesajları verdi:
BOR?CİROSU?1 MİLYAR?DOLAR: Devlet, bahçenizde çıkan bor için ‘Bu bor sizin değil, benim’ diyor. 2-3 yıl önce, 300 milyon dolarlık gelir elde edilirken bu rakam, günümüzde 650 milyon dolara çıktı. Dünyanın bu tarz işlenmiş bor cirosu 1 milyar dolar civarındadır ve bunun 650 milyon dolarlık kısmı 6 yıl kadar önce Amerikalı US Borax’ındı. Şimdi Eti Holding dünyada birinci sırada.
YASAK ALANA ÖZEL İZİN: Müracaatlar ve aramalarla alakalı bir kısım değişiklikler yapıldı. Mali yeterlilik şartı getirildi. Özel alanlara ruhsat verilmeden önce milli park, askeri yasak alanlar gibi ilgili kurumlardan izin alma şartı getirildi. Bu alanların ilgili kurumlarla irtibata geçilerek genel müdürlüğümüze bildirilmesi sağlandı. Madencilik yapılmasına imkân olmayan alanlarda ruhsat düzenlemek önlenecek.
ÇANTACILIK ORTADAN KALKTI: Çalışmayacak alanların kamuya tekrar dönüşüyle alakalı olan süreç hızlandı. Bir kimse spekülatif amaçla veya gerçekten burada yatırım yapmamak amacıyla almışsa ve işlemiyorsa, bunun kamuya bir an önce dönmesi sağlanacak. Artık çantacılık ve gereksiz spekülatif ruhsat bulundurma da ortadan kalkmış olacak.

ÖNDER YILMAZ / MİLLİYET
Youtube'den sonra facebook da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Youtube’un ardından Facebook’un da kapatılacağı iddialarıyla ilgili olarak "Sosyal paylaşım sitesi hakkında 30 adet kapatma kararı var. Bu kararlara karşı herhangi bir girişimde bulunulmamış, üst mahkemeye başvurulmamış." açıklamasında bulundu.
Cebıt Bilişim Eurasia’nın açılış törenine katılan Bakan Yıldırım, bilişimin ülkeler ve bireyler bağlamında önemini değerlendirdi. Yıldırım, alın terinin yerini akıl terinin aldığını kaydederken "Buna en somut örnek bugün hayatımızın tamamının kuşatan bir konum alan internettir. Bakın internet artık devletle, ticaret ve turizmle ilgili işlerimizi kolayca halledebildiğimiz, gerek zamanı gerek sınırları ortadan kaldıran muazzam bir platform haline geldi." dedi.
Cebıt’ın açılış kurdelesini kesmesinden önce gazetecilerin sorularına cevap veren Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Facebook’un kapatılmasıyla ilgili iddiaların hatırlatılması üzerine "Türkiye bir hukuk devleti. Yasama, yürütme ve yargı var. Yargının aldığı kararlara yürütmenin müdahalesi söz konusu olamaz. İşin arka planına bakmak gerekiyor. Arka planda 30 adet kapatma kararı var. Bu kapatma kararına mukabil sosyal paylaşım sitesi herhangi bir girişimde bulunmamış. Gelip idareyle görüşmemiş, üst mahkemeye de başvurmamış. Yabancı şirketlerde Türk şirketleriyle aynı kanunlara tabidir." dedi.
Yıldırım, Facebook’un bir üst mahkemeye başvurması halinde sorunun aşılabileceğini vurguladı.
Bakan Binali Yıldırım, e-devlet projesine yönelik bir soruya da şu karşılığı verdi:
"Yeni yapacağımız düzenleme ile e-devlet kapısında yetkili kurumun hangisi olacağı ve yetkilerinin neler olacağı belirlenecek. Hizmetlerin gelişmesine engel maddeler değiştirilecek. Yerel yönetimler e-devlet kapısından hizmet vermesinin önü açılacak."
CİHAN
Fiyatı düşen doları almak mı daha karlı olur yoksa fiyatı yüksek bile olsa garantili yatırım aracı olan altını mı?

Altın fiyatları rekor üstüne rekor kırıyor. Dolar ise son iki yılın en düşük seviyesine geriledi. Peki böyle bir piyasada en doğru yatırım aracı hangisidir? Fiyatı düşen doları almak mı daha karlı olur yoksa fiyatı yüksek bile olsa garantili yatırım aracı olan altını mı?

Altın Piyasası Uzmanı Mehmet Yıldırımtürk bu sorunun yanıtını dolar olarak veriyor. Yıldırımtürk şunları söylüyor:

"Altın tarihi zirvelerine çıktı. Dolar hem dışarda hem içerde değer katbetti. Dolar yükselmeye başlayınca altın gerileyecektir. Dolar alınmasını tavsiye ediyoruz. Yatırım yaparken fiyatı düşük olan gözetilmeli. Uzun vadeli yatırım düşünülüyorsa bu seviyelerden altın alınabilir yoksa altın fiyatları alım yapmak için yüksek. Kasımdan sonra altında sert düşüşler bekleniyor."


Ankara Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Hasan Çavuşculu da, altın fiyatlarındaki artışın sürdüğünü söyledi.

Son artışlarla birlikte 22 gram altın fiyatının 61 liraya ulaştığını anlatan Çavuşculu, esnafın yüksek fiyatlar nedeniyle bu aralar satış yerine daha çok alış yaptığını bildirdi.

Esnafın nakit sıkıntısının bulunmadığını belirten Çavuşculu, imkanı olan hem büyük hem de küçük tüm yatırımcılara altın almaları önerisinde bulundu.

31 grama denk gelen ons fiyatının, Ocak 15'te bin 137 dolar, Martta bin 106 dolar, geçen ay ise bin 269 olduğunu anımsatan Çavuşculu, şöyle konuştu:

''Şu an altının ons fiyatı bin 300 doları geçti. Bu rakamların önümüzdeki aylarda bin 500 dolara ulaşmasını bekliyoruz. Yıllardır en iyi yatırım aracı olan altın, bu özelliğini artırarak koruyor. Eğer imkanınız varsa fırsatı kaçırmayın. Dövizdeki ani çıkış ve yükselişler, özellikle küçük yatırımcılar için güvenli değil. Buna karşılık altın, diğer yatırım araçlarına oranla, yatırımcılar için daha güvenli bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü döviz inişli çıkışlı bir seyir izliyor ve sosyal olaylardan fazlasıyla etkileniyor. Yani dünyanın herhangi bir yerindeki gelişme ekonomilerle birlikte dövizleri etkiliyor. Bunun zaman zaman yaşanan örnekleri haklılığımızı ortaya çıkarıyor. Altın, her zaman için dünyanın en güvenilir yatırım aracı oldu. Dünyada yaşanılan tüm sıkıntılı dönemlerde, bunun böyle olduğunu gördük.''

Gelişmekte olan ekonomilerinde altının en iyi yatırım aracı olduğunu keşfetmeye başladığını anlatan Çavuşculu, bu durumun da önümüzdeki süreçte ons fiyatının yükselmesinde etkili olacağını savundu.
ABD Merkez Bankası'nın 8 bin ton, Almanya'nın ise 3 bin ton civarında altın rezervi olduğunu anımsatan Çavuşculu, sürekli büyüyen Çin'in de önümüzdeki süreçte altına yönelebileceğinin altını çizdi. Çavuşculu, Çin'de beklenen bu tarz bir yönelişin de fiyatlardaki artışı tetikleyebileceğini söyledi.

-ÇEYREK ALTIN 105 LİRAYA ULAŞTI-

Çavuşculu, düğün, nişan gibi törenlerin vazgeçilmez takılarından olan çeyrek altının fiyatının da 105 liraya kadar ulaştığını söyledi.

Çeyrek altının geçen yıl aynı tarihlerde 60-70 lira civarında olduğunu belirten Çavuşculu,''Ancak onstaki yükselme en çok sattığımız çeyreğe de yansıdı, esnaf 104,5 - 105 liradan çeyrek altın satıyor'' dedi.
Çavuşculu, yükselişe rağmen ''takı'' olması nedeniyle çeyrekteki satışlarında azalma yaşanmadığını belirtirken, alışların ise 100 lira 101 lira civarında olduğunu kaydetti.

-BAYRAM ÖNCESİ HAREKETLİLİK BEKLENTİSİ-

Ramazan nedeniyle özellikle durgun bir süreç yaşadıklarını belirten Çavuşculu, Kurban Bayramı öncesi ise düğünlerde bekledikleri artışın, satışlarına da yansımasını umduklarını söyledi.

Normal günlerde düğün, nişan, sünnet gibi etkinlikler için genelde çeyrek satışı yaptıklarını, düğünlerde ise işçilik yoğun ürünlerin satıldığını hatırlatan Çavuşculu, ''Her yıl olduğu gibi kış ayları öncesi düğünlerde artış bekliyoruz. Kurban Bayramı tatili de düğünler için iyi bir zamanlama. Çoğu kişi yakınlarınında yanlarında olduğu bugünlerde düğününü yapmak istiyor. Esnaf doğal olarak bayram öncesi satışlarında bir hareketlilik bekliyor'' diye konuştu.

SABAH
Türkiye, bu yıl doğalgaza zam yapmayıp kış döneminde tüketimi artırmayı planlıyor

Son iki yıldır bu yükümlülük sebebiyle İran ve Rusya'ya alınmayan gaz için de para ödenmişti. Reuters'a konuşan Enerji Bakanlığı yetkilileri, bu yıl doğalgaza zam yapmayarak, tüketimin mümkün olduğu kadar yüksek düzeye çekilmesinin düşünüldüğünü açıkladı.

"Bu yıl, beklentilerin üzerindeki büyümeye rağmen, bazı sanayi kuruluşlarının alternatif yakıtlara geçmesi sebebiyle doğalgaz tüketiminde 4 milyar metreküpe kadar bir rakamın ortaya çıkması bekleniyor. Zam yapılmayarak tüketimin konutlarda mümkün olduğunca artması hedefleniyor" diyen bir yetkili, "İran ile al ya da öde yükümlülüğü mümkün olduğu kadar azaltılmaya çalışılıyor, Rusya ile 'al ya da öde'ye kalmak çok fazla yük getirmiyor" ifadelerini kullandı.

Türkiye, geçtiğimiz yıllarda İran'a yüksek miktarda al ya da ödeye düşerken, Rusya ile bu miktar son derece sınırlı kalmıştı. Enerji Bakanı Taner Yıldız da İran'a, kontratlarda yer alan miktarların altında doğalgaz çekildiği için 'al ya da öde' yükümlülüğü çerçevesinde 2009 yılı için 600 milyon dolar ödendiğini açıklamıştı. Yıldız, eldeki verilere göre doğalgaza bu kış zam yapılmayacağını da söylemişti. Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan doğalgaz sevkiyatına ilişkin mutabakat zaptı da Resmi Gazete'de dün yayımlandı.
300 BİN KURBANLIK GELİYOR
Trakya'da dağıtılmak üzere 300 bin adet 35-50 kilo arasında değişen Romanov ırkı koyun ithal edilecek

Türkiye'deki kurban kesiminin yüzde 50'sinin gerçekleştiği Trakya'da dağıtılmak üzere 300 bin adet 35-50 kilo arasında değişen Romanov ırkı koyun ithal edilecek. Kurbanlıkların kilogram fiyatlarının 8-9 liraya kadar düşmesi hedefleniyor.

Ette yaşanan yüksek fiyatların dengelenmesi için ithal ete verilen iznin ardından bu kez de 300 bin adetten fazlası koyun, 100 binden fazlası kasaplık, 20 binden fazlası besilik olmak üzere kontrol belgesi düzenlendi. Koyunlar Avustralya'dan, büyük başlar ise Bulgaristan'dan gelecek.

Trakya Bölgesi'ne dağıtılacak kurbanlık koyunlar için 303 bin 500 adetlik kontrol belgesi düzenlendiğini dile getiren ETBİR Sözcüsü Ahmet Yücesan Avustralya'dan gelecek olan koyunların Türkiye'de bulunan Kıvırcık cinsi koyuna eşdeğer olan Romanov ırkı olduğunu söyledi. Geçen yıl Türkiye'de 1 milyon 750 bin kurbanlık koyun kesildiğini ifade eden Yücesan şu bilgileri verdi:

''Kurbanlıkların yüzde 40'ı başta İstanbul olmak üzere Trakya bölgesinde kesiliyor. Bu nedenle gelen ırk Trakya'yı rahatlatacak. 35-50 kilo arasında değişen Romanov ırkı bizim Kıvırcık olarak tabir ettiğimiz ırka denk geliyor. Bu ırkın hem Avustralya'da bulunması hem de fiyatların bizdekine oranla 5'te 1 ucuz olması etken teşkil ediyor. Hatırlanacağı gibi geçen yıl kurbanlık koyunların kilosu 12-13 TL'ye kadar çımıştı. Bu yıl ithal koyunla bu rakamın 8'e kadar gerileyeceğini söyleyebiliriz.''

Türkiye nüfusunun yüzde 15'inin Trakya'da yaşadığını ancak hayvan miktarının sadece yüzde 5'inin bölgede olduğunu dile getiren Türkiye Kasaplar Federasyonu Başkanı Fazlı Yalçındağ da şunları söyledi:

''Şap hastalığı riski nedeniyle Anadolu'dan geçişler çok sıkı yapılıyor. Trakya bölgesini rahatlatmak için önem taşıyor. Zaten ithal edilecek hayvanlarda halkın tanıdığı bir ırk. Öte yandan bizim bir korkumuz da üreticilerin ellerindeki damızlık hayvanları kesmeleriydi. Bu kararla birlikte bu risk de ortadan kalkmış oldu.''

MİLLİYET
Arkeoloji turizmi gelişiyor
Turların tutkunları ise Kanada, ABD ve İngiliz turistler.

Antalya'nın Manavgat ilçesine bağlı dünyaca ünlü turizm beldesi Side'de güz dönemi arkeoloji turları başladı. Turların tutkunları ise Kanada, ABD ve İngiliz turistler.

Başta Side Antik Kent olmak üzere Antalya'nın tarihi ören yerlerinde arkeoloji turuna katılan turistlerin büyük çoğunluğunu ülke üniversitelerinde öğretim üyeleriyle mesleğinde kariyer yapmış entelektüel kişiler oluşturuyor. Arkeoloji turizmi için Türkiye'ye gelenlerin sayısının yıl sonuna kadar 200 bini bulması bekleniyor.

Yıl sonuna kadar ABD, Kanada ve İngiltere'den 36 bin kültür, tarih, inanç ve arkeoloji turizmi tutkununun Anadolu turuna çıkması bekleniyor.

İngiliz Andante in Travel Archaelogoy Turizm Seyahat Acentesi Arkeoloji Turizmi Uzmanı Arkeolog Dr. Denise Allen, 2009 yılında İstanbul, İzmir, Kapodokya bölgesi, Mardin, Şanlıurfa, Adıyaman, Hatay, Denizli, Burdur ve Antalya illerine yaptıkları gezilerle 24 bin turisti 16 günlük Anadolu turuna çıkardıklarını söyledi.

Allen, "Anadolu yüzlerce medeniyetin harmanlandığı adeta açık hava müzesi konumunda. Gezilerimizle Helenistik, Roma, Bizans, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı dönemine ait her tarihi eseri yakından görmenin sevincini yaşıyoruz. Özellikle Kanadalı entelektüel turistlerin Osmanlı eserlerine karşı özel ilgisi var. Kanadalı turistler, Topkapı Sarayı Müzesi'ni gezmeyi seviyor. İngiliz turistler ise genelde Anadolu Selçuklu, Roma ve Bizans dönemi eserlerini yakından görmek istiyor. Bu tür geziler Türkiye'nin dünyada tanınmasına büyük katkı sağladığını inanıyoruz." diye konuştu.

Kanada'da bir özel hastanede kardiyoloji uzmanı olarak görev yaptığını belirten kalp doktoru David Mantkel, Türkiye'ye ilk defa geldiğini ve tarihi ve doğal güzelliklerine hayran kaldığını söyledi. Türkiye'nin arkeoloji turizmi bakımından çok zengin bir ülke olduğunu belirten Mantkel, daha çok kültür, tarih ve arkeoloji sevdalısının gelmesi için TÜrkiye'nin Kanada'da tanıtılması gerektiğini söyledi.

ZİYARETÇİ SAYISININ 200 BİNİ BULMASI BEKLENİYOR

Side Müzesi'ni 2007'de 99, 2008'de 117, 2009'da 136 bin yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiğini belirten müdür Güner Kozdere, 2010 yılı sonunda bu rakamın 200 bin olmasını beklediklerini söyledi. Müzelerini bu yılın 6 ayında ziyaret eden ziyaretçi sayısının 80 bin olduğunu belirten Kozdere, müzekart satışlarının da 2 bini geçtiğini belirtti. Kozdere, grup halinde gelen yabancı ziyaretçilere indirim yaptıklarını kaydetti. Kozdere, müzelelerinde 2 bin 129 arkeolojik, 9 bin 776 olmak üzere toplam 11 bin 905 tarihi eserin bulunduğunu kaydetti.

Cihan
Domates fiyatları ne zaman düşecek?
Zam şampiyonunu ihracatçı yıkacak!

Domates fiyatının hızla artması, yaş sebze ihracatçılarının iç pazara dönmesine neden oldu. Sera ürününün 10 gün içinde iç piyasaya girmesiyle fiyatlarda düşüş yaşanması bekleniyor.
Domateste 'tuta absoluta' zararlısı nedeniyle önemli ölçüde verim kaybı yaşanması, semt pazarlarında kilogram fiyatlarını 4-5 liraya kadar yükseltti. Sezon sonu olması nedeniyle alternatif üretim bölgesi bulunmayan domateste imdada seralar yetişecek. Avrupa'nın en büyüğü olan 600 dönümlük seralarda, yıllık 12 bin ton domates üretimi bulunan Agrobay AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Şentürk, ihracata çalışan sektörün bu yıl mal sıkıntısı yaşanması nedeniyle iç piyasaya döneceğini ifade etti. Domateste mevsim normallerine göre 1-1,5 lira olması gereken kilogram fiyatının 4 liraya çıktığını, şu anda fiyatın Hollanda ile aynı seviyeye ulaştığını dile getiren Şentürk, domates üretiminde dünya genelinde sıkıntı yaşandığına dikkat çekti. Bu yıl üretimi 15 bin tona çıkarmayı hedeflediklerini dile getiren Şentürk, şunları söyledi: "Ürettiğimiz domatesin yüzde 65'ini Rusya, yüzde 20'sini Almanya ve yüzde 10'unu da İngiltere'ye gönderiyoruz. İç piyasanın payı genelde yüzde 10 ile 15 arasında değişiyordu. Bu yıl iç piyasada yaşanan sıkıntı nedeniyle ürünleri ihracat pazarlarından iç piyasaya kaydırma kararı aldık. Bu sezon üretimin yüzde 35-40'ını iç piyasa vereceğiz. Sektörde faaliyet gösteren bir çok şirket de bu yönde karar alıyor. Sera hasadı 10 gün içinde başlayacak. Seranın piyasaya girmesiyle fiyatların normal seyrine dönmesini bekliyoruz." Şentürk, bu yıl ihracatta iyi bir yıl beklediklerini, Avrupa ve Rusya pazarında herhangi bir sıkıntının gözlenmediğini ifade etti.
LOKANTACI KAYGILI
Öte yandan domates fiyatlarının artmasından en fazla etkilenen kesimlerden olan lokantacılar da yeni duruma uyum sağlamaya çabalıyor. Türkiye Lokantacılar Federasyonu Başkanı Aykut Yenice, et fiyatlarının ardından sebze fiyatlarının da kendilerini üzdüğünü, özellikle domatesi kaygıyla izlediklerini söyledi. "Domates bizim için ekmek kadar önemli, içinde domates olmayan yemek yoktur" diye konuşan Yenice, şunları kaydetti: "Ben işyerimde günde 30 kilogram domates kullanıyorum. Fiyatın bir anda 3-4 kat artması maliyetlerimde önemli bir artışa neden oldu. İş kolumuzda maliyet artışlarını tüketiciye hemen yansıtmamız mümkün değil. Anında tepki görürüz. Bu nedenle maliyet artışına bir süre katlanmak zorundayız. Buna katlanamayan işletmeler salça ile maliyeti düşürmeye çalışacak. Domatesin salatalar ve aksesuar olarak kullanımı da çok yüksek. Domatese zam geldi diye menüyü değiştiremiyoruz ancak bu dönemde aksesuar olarak kullanımını kısıtlamak zorundayız. Dönerin yanında 4 dilim domates varsa artık iki dilim sunulacak demektir."
AA
Genelkurmay Mehteran Bölüğü Çinlileri büyüledi
On binlerce izleyicinin ilgi odağı oldular...

Dünyanın bilinen en eski askeri bandosu olan Mehteran Bölüğü, Shanghai EXPO 2010 "Dünya Fuarında" ziyaretçileri kendine hayran bıraktı.

EXPO alanının yanı sıra şehrin farklı noktalarında da performanslar sergileyecek olan Genelkurmay Başkanlığı Mehteran Bölüğü'nün ilk günkü gösterisini yaklaşık 75 bin kişi izledi.

Türkiye Pavyonu'nun önünden başlayarak, gösteri yürüyüşü yapan 72 kişilik Genelkurmay Başkanlığı Mehteran Bölüğü, EXPO alanındaki diğer ülke pavyonlarının da önünden geçti. Çin'de 'Milli Gün' olarak kutlanan 1 Ekim tarihinde de 40 dakikalık bir konser veren Genelkurmay Başkanlığı Mehteran Bölüğü, on binlerce izleyicinin ilgi odağı oldu. Konu ile ilgili detaylı basın bülteni ve görseller ekte değerlendirmenize sunulmuştur.
900 yıllık kale kayboluyor
Her geçen gün biraz daha tahrip oluyor, yürekler sızlıyor...

Ordu'nun Mesudiye ilçe merkezinde 100 yıllık kilise onarılarak turizme kazandırıldı. Kale köyünde bulunan ve Karadeniz'i Türkleştiren öncü kollardan Emiroğlu Beyliği'ne başkentlik yapan 900 yıllık kale ise her geçen daha fazla tahrip oluyor.

Ordu'nun Mesudiye ilçe merkezinde bulunan ve 1912 yılında bölgede bulunanlar tarafından yaptırılan kilise, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onarıldı. Kültür merkezi olarak kullanılacak yapının yakında açılışı yapılacak. Ancak yarım kalan yolunu dahi Kale köyü sakinlerinin kazma kürekle yaptığı 900 yıllık tarihi kaleye ilgi gösterilmemesi yürekleri sızlatıyor.

Kale köyünde bulunan kalenin Emiroğulları Beyliği'ne başkentlik yaptığı belirtiliyor. Kale köyünde kalenin yanı sıra tarihi mezarlar, kümbetler, saray olduğu belirtilen bir yapı, kaya mezarı olduğunu sanılan delikli taş bulunuyor. Bunun yanı sıra köy camisinin kütüphanesinde bulunan yazma eserler ve tarihi halıların da büyük bir bölümü kaybolmuş durumda.
Kale alanı 1980'li yıllarda koruma altına alınmış, ancak korumak için hiçbir çalışma yapılmamış. Yapıların 30 yıl önce çekilen resimlerine bakıldığında bu açıkça görülebiliyor. Diğer yandan Mesudiye'ye gelen her kaymakam kalenin korunacağı sözünü vermesine rağmen köylülerin kazma-kürekle ile yaptığı yarım yolu tamamlayan çıkmamış. Kale köyü sakinlerinin yazılı başvurularından da olumlu bir netice alınamamış.
Emiroğulları Beyliği'nin Karadeniz'e giren ilk Türk kolu olduğu ve burada bulunan putperest unsurlarla mücadele ettiği belirtiliyor. Beylik daha sonra Ordu'da Eskipazar mevkiini başkent olarak kullanmış. Kale varlığı açısından Karadeniz kıyısının çok zengin olmadığı dile getirilirken Türk kale sayısının daha da az olduğu aktarılıyor.
Karadeniz-Akdeniz Yolu'nun Mesudiye'den geçecek olması sebebiyle korunması halinde diğer eserler ile kalenin de cazibe merkezi olabileceği anlatılıyor. Kalenin son 40 yıl öncesine kadar ayakta olduğu, sonra defineciler tarafından hasar verildiği, kalenin içinden ve etrafından geçen Saray Deresi'ne ulaşan birkaç tane gizli geçidin bulunduğu belirtiliyor.

Kale köyü sakinlerinden Beşikdüzü Öğretmen Okulu'nun ilk öğrencilerinden İsmail Delice (86), "Biz burası için daha önce defalarca başvuruda bulunduk. Ne yazık ki bir netice alamadık. Ancak biliyorsunuz Mesudiye'de kilise onarıldı. Biz bundan rahatsız olmadık, hatta Türkiye'nin bir zenginliği olarak görüyoruz, memnun da olduk. Ancak bizi üzen, içimizi sızlatan tarihi kaleye ilgi gösterilmemesi. Tarihi bilememek, geleceği tasarlayamamak demektir. Eğer tarihinizi bilemezseniz başkaların tasarladığı gelecekte figüran olursunuz. Eğer kısa zamanda buraya ilgi gösterilmez ise belki de bir zaman sonra 'burası harap olmuş kurtarılacak bir şey kalmamış denecek' ki o hiç yaşamayı arzu etmediğimiz bir şeydir." dedi.
Ya izlersiniz ya da yönetirsiniz"
Başbakan'dan 65 ülkeden 3 bin işadamına mesaj

65 ülkeden 3 bin işadamını buluşturan 14. Uluslar arası İş Forumu (IBF) Kongresi’nde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Ülkeler gibi iş adamlarının da önünde iki tercih bulunuyor; ya değişimi izlemek ya da değişimi yönetmek” dedi.

"AYNI ÜLKELER GİBİ"
Erdoğan, küreselleşme olgusunun dünyadaki tüm alışkanlıkları değiştirdiği bir çağda yaşadıklarını, iş ilişkilerinin değiştiğine, iş yapma tarzlarının farklılaştığına, iş alanlarının çeşitlendiğine şahit olduklarını belirterek, “Ülkeler gibi, iş adamlarının da önünde iki tercih bulunuyor; ya değişimi izlemek ya da değişimi yönetmek” dedi.
65 ülkeden 3 bin işadamı MÜSİAD tarafından düzenlenen 14. Uluslar arası İş Forumu (IBF) Kongresi’nde bir araya geldi. İslam iş aleminin en büyük buluşması olan ve Türk ekonomisini dünya pazarlarıyla buluşturan forumda teknoloji alanında işbirliğinin yanı sıra yeni iş bağlantıları da yapıldı.

"DEĞİŞİME HÜKMEDENLER BELİRLEYİCİ OLACAK"
14. Uluslar arası İş Forumu (IBF) Kongresi’nde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, değişimi izlemekle yetinenlerin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da esen rüzgara göre hareket etmek zorunda kalacaklarını kaydetti.  Erdoğan, “Değişime hükmedenler, değişimi yönlendirenler ise kendileri, toplumları, ülkeleri adına belirleyici konumda olacaklardır'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, G-20 üyesi bir ülke olarak, hasar tespiti yapmak, çözümler geliştirmek, tedbirleri hayata geçirmek adına G-20 zirvelerine katıldığını ve önerilerini orada dile getirdiğini anlattı.

"GELİR UÇURUMLARIYLA SİSTEM SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL"
Küresel finans krizinin her ülkeye ve küresel ekonomiye önemli mesajlar verdiğini belirten Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Ancak, bu mesajlardan özellikle bir tanesini, bütün bir insanlık olarak çok iyi okumak, çok iyi anlamak ve gereğini de yerine getirmek durumunda olduğumuz açıktır. Küçük bir köye dönüşen dünyamızda, yoksulun daha da yoksullaştığı, zenginin daha da zenginleştiği bir sistemin sürdürülebilir olmadığı açıktır. Bir kesim, sınır tanımaksızın tüketirken, sınır tanımaksızın hırsla kazanırken, diğer bir kesimin, küreselleşmenin aracı olan televizyon ve internetten bunu sadece seyrediyor olması, vicdanları yaralamakta, adalet duygusunu zedelemektedir. Özellikle İslam ülkelerinin, İslam ülkelerindeki iş adamlarının, bizim medeniyetimize, inançlarımıza, kültürümüze tamamen zıt olan bu eşitsizlik üzerinde daha fazla durmalarının önemli olduğunu düşünüyorum. Bizler, diline, inancına, derisinin rengine asla ve asla bakmadan,  komşuluk hukukunu yücelten, komşusunu adeta kardeşi gibi gören bir medeniyetin mensuplarıyız. Yine bizler, tamamen bu topluluğu kast ediyoruz, kanaat gibi eşsiz bir kavramı, eşsiz bir hayat anlayışını her an göz önünde bulundurması gereken bir kültürden, bir medeniyetten geliyoruz. Yoksulluk sorunu, hiç şüphesiz bizim ortak sorunumuzdur.

"DÜNYA GAZZE'NİN ÇOCUKLARINA SIRTINI DÖNSE BİZ DÖNMEYİZ"
Açlık sorunu, hiç şüphesiz bizim ortak sorunumuzdur. Dünyanın çeşitli coğrafyalarını tehdit eden salgın hastalıklar sorunu bizim ortak sorunumuzdur. Çevre kirlenmesi, küresel ısınma, su sorunları, herkesten önce bizim ortak sorunlarımızdır. Hangi coğrafyada olursa olsun, tabii afetlerle mağdur duruma düşmüş insanların sorunu bizim ortak sorunumuzdur. Aynı şekilde, terör nedeniyle, çatışmalar nedeniyle, iç savaşlar nedeniyle masum sivillerini yitiren toplumların sorunu bizim ortak sorunumuzdur. Şunu asla unutmayınız. Pakistan'da sel felaketinde ölen çocuklar bizim çocuklarımızdır. Şili'de, Haiti'de depremde ölen çocuklar yine bizim elimizi uzatmamız gereken çocuklardır. Sudan'ın çocukları, Bağdat'ın çocukları, Kabil'in çocukları,
Gazze'nin çocukları elbette bizim çocuklarımızdır.
Dünya bu sorunlara sırtını dönse bile biz sırtımızı dönemeyiz. Dünya sessiz, tepkisiz kalsa bile, biz sessiz, tepkisiz kalamayız. İşte onun için, bölgesel ve küresel meselelere daha fazla eğilmek, barış adına daha fazla çaba harcamak, küreselleşmede söz sahibi, değişimde pay sahibi olmak zorundayız. Onun için bu topluluğun üzerinde çok önemli görevler var. Biz gelişmeleri izlemekle, uzaktan seyretmekle yetinemeyiz değerli kardeşlerim. Barışı tesis etmediğimiz müddetçe, insanlığın vicdanında adalet duygusunu tamir edemediğimiz müddetçe, yeni ve daha büyük, daha yıkıcı krizler dünyamızı tehdit etmeyi sürdürecektir.''

"DOSTLUK BİZE DE KAZANDIRDI, KOMŞULARIMIZA DA"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, proaktif bir dış politika anlayışıyla, yapıcı bir tutumla, dostluğu, kardeşliği ve dayanışmayı öne çıkaran bir yaklaşımla tüm sorunların üzerine gittiklerini kaydederek, şunları anlattı:
''Şu anda çevremizdeki hemen her ülkeyle iyi dostluk ilişkileri geliştirmiş, sorunları minimize etmiş, işbirliklerini ileri düzeylere taşımış, hatta aradaki vizeleri kaldırmış bir ülke konumundayız. Suriye, Lübnan, Libya, Ürdün, Rusya, Sırbistan ile vizeleri kaldırdık. Hem insanlarımızın hem iş adamlarımızın, arada engeller olmaksızın kucaklaşmasını sağladık. Libya'ya, 2002 yılında 165 milyon dolar olan ihracatımız, 2009 sonunda 1 milyar 800 milyon dolara ulaştı. Yunanistan'a 590 milyon dolar olan ihracatımız, 1 milyar 634 milyon dolara ulaştı. Bulgaristan'a 380 milyon dolarlık ihracat yaparken, 2009'da 1 milyar 400 milyon dolar rakamına ulaştık. Rusya ile ihracatımız 1 milyar 200 dolardan, 3 milyar 200 dolara çıktı. Mısır'a ihracatımızı 326 milyon dolardan aldık, 2 milyar 620 milyon dolara, Suriye'ye ihracatımızı 267 milyon dolardan aldık, 1 milyar 425 milyon dolara yükselttik. Yine bu ülkelerden ithalatımızda da benzer oranlarda artışlar kaydettik. Dostluğun, dayanışmanın, diyaloğun bir neticesi olarak biz de kazandık, çevremizdeki ülkeler de kazandı.''

AB'YE UYARI: BİZİ İSTEMİYORSANIZ ÇIKIN AÇIKLAYIN
Recep Tayyip Erdoğan,  İstanbul’un son dönemdeki yoğun gayretleri neticesinde uluslar arası bir finans merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini ifade etti. Erdoğan, “Hızla büyüyen ekonomisiyle, hızla gelişen yatırım ortamıyla, iş gücüyle, coğrafi imkanlarıyla Türkiye, her yatırımcıyı, girişimciyi, Türkiye ve İstanbul üzerinden iş ilişkileri kurmak isteyen tüm işadamlarını ağırlamaktan büyük memnuniyet duymaktadır. Devletin ilgili tüm kurumları, ilgili bakanlıklarımız, MÜSİAD gibi sivil toplum örgütlerimiz, bizzat şahsıma bağlı olarak çalışan Başbakanlık Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansımız, her an sizlere yardımcı olmak için seferber durumdadır” diye konuştu. 65 ülkeden MÜSİAD'ın fuarına katılan misafirlerin, İstanbul'un, buluşturan, tanıştıran, kaynaştıran vasfını ve imkanlarını en iyi şekilde değerlendirmeleri dileğinde bulunan Erdoğan, ''Burada yeni dostlukların kurulmasını, yeni işbirliklerinin oluşmasını, yeni ortaklıkların tesis edilmesini önemsiyor; bunların kalıcı olmasını temenni ediyorum'' diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda ''Eğer Türkiye'yi istemiyorsanız çıkın bunu açıklayın. Bizi oyalamayın. 'Hayır biz sizi oyalamıyoruz' demek suretiyle kendilerine bazı formüller uyduruyorlar'' dedi. Türkiye ekonomisinin, son yaşanan küresel finans krizinde direncini ve dayanıklılığını test etme imkanı bulduğunu söyledi. 2002 sonundan itibaren gerçekleştirilen yapısal reformlar sonucunda Türkiye'nin, küresel finans krizini en az etkiyle atlatan ülkeler arasında yer aldığını belirten Erdoğan, ''Küresel krizi, tamamen kendi yöntemlerimizle ve kendi kaynaklarımızla aştık ve aşıyoruz. Uluslararası Para Fonu'na bu süreçte ihtiyaç duymadık ve artık 3 yıl oldu stand-by anlaşmasını da imzalamadık. 8 yıl önce bizim IMF'ye olan borcumuz 23,5 milyar dolar idi. Ama şu anda 6 milyar dolara düştü'' dedi.
Gelişmiş ülke ekonomilerinde ciddi daralmalar yaşanırken, Türkiye'nin, son üç çeyrekte büyüme kaydettiğini anımsatan Başbakan Erdoğan, 2010 yılı ilk çeyreğinde ekonominin yüzde 11,7 oranında büyüyerek dünyada 4'ncü en hızlı büyüyen ekonomi olduğunu kaydetti. Erdoğan, 2'inci çeyrekte büyüme oranının yüzde 10,3 olarak gerçekleştiğini ve Türkiye'nin dünyada 3'üncü sırada yer aldığını, aynı şekilde, tüm dünyada işsizlikteki artış devam ederken, Türkiye'de işsizliğin, her ay 2-2,5 puanlık düşüşler kaydederek gerilediğini söyledi.


2009'da tüm dünyayla birlikte ciddi daralma gösteren ihracatın, 2010 yılında ciddi artışlar kaydettiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti: ''Turizm gelirlerimizin küresel krizden etkilenmediğini de memnuniyetle müşahede ediyoruz. 2009 yılı turizm gelirimiz 2008'e kıyasla çok çok küçük bir düşüş kaydetti. 2010 yılında ise gelirimizin 2008 rakamlarını aşacağını tahmin ediyoruz. Elbette temkini, mali disiplini elden bırakmıyoruz. Büyük ve güçlü ekonomisiyle, istikrar ve güven zeminindeki politikalarıyla, barışçı ve aktif dış politikasıyla Türkiye, yatırımcılara, girişimcilere eşsiz fırsatlar sunuyor. Demokratikleşme yolunda attığımız adımlar, Avrupa Birliği ile sürdürdüğümüz katılım müzakereleri, kabul ederler ya da etmezler hiç önemli değil. Kendilerine de söylediğim için rahat rahat söylüyorum. Biz yere sağlam basıyoruz.  Kendilerine de söylüyorum eğer bizden cevap bekliyorsanız boşuna bekliyorsunuz.  Eğer Türkiye'yi istemiyorsanız çıkın bunu açıklayın. Bizi oyalamayın. Hayır biz  sizi oyalamıyoruz demek suretiyle kendilerine bazı formüller uyduruyorlar. Biz de şu anda süreci böyle işletiyoruz. Ancak bölge ülkeleriyle kurduğumuz dostluk ilişkileri, Türkiye'nin gelecek vizyonunu daha da genişletiyor. Ben burada şunu söylüyorum, bakınız, birçok oturumlar yapılacak ve ikili görüşmeler yapılacak. Diyorum ki bunları neticeye bağlayın. Bu toplantılarda fuar bir taraftan gezilirken ondan sonra yapılacak ikili görüşmelerde neticeleri bağlayın, ondan sonra bunların takipçisi olun. Sadece bir işe inanmak yetmiyor. Sadece çalışmak yetmiyor. Onu takip edip neticelendirmektir başarı. Bunu yapmamız şart.''       
Türkiye'nin küresel kriz karşısındaki bu başarısının uluslararası kuruluşlar tarafından da ilgiyle izlendiğini hatırlatan Erdoğan, birçok ülkenin kredi notu düşürülürken Türkiye'nin, kredi notu artırılan nadir ülkeler arasında yer almaya devam ettiğini, dün de Moody's'in Türkiye'nin ekonomik görünümünü durağandan pozitife çevirdiğini kaydetti. Türkiye'nin teknoloji olarak ihraç edeceği çok şey olduğunu ifade eden  Erdoğan, “ Netice, netice netice. Buna başarmamız lazım'' diye konuştu.
Dünyanın her ülkesinden yatırımcıyı, girişimciyi Türkiye'de misafir etmekten, onlara en iyi yatırım imkanlarını sunmaktan büyük memnuniyet duyduklarını dile getiren Erdoğan, ''Ülkemiz gerçekten her alanda büyük bir yatırıma açıktır. Güvenli ve istikrarlı bir ülkedir.
Burada bireysel olabilir ortaklıklar halinde olabilir, birçok yatırımları yapmak mümkündür. Yani yarınım ne olur diye düşünmeyeceksiniz. Bu adımı burada rahatlıkla atabileceksiniz. Özellikle Başbakanlık Yatırım ve Destek Ajansı olmak üzere, tüm kurumlarımız, her  konuda sizlere yardımcı olacaktır, hazırdır'' dedi.

Çağlayan: Komşu ticareti 8 kat arttı
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Türkiye’nin komşu ülkelere ticaretinin arttığını söyledi. Çağlayan şöyle devam etti: “Ülkeler krizden dünya ekonomilerine entegre oldukları kadar etkilendiler. İKT üyelerinin de olduğu gelişmekte olan ülkeler bu krizde daha fazla gelişme ve performans gösterdi. Kriz ekseni kaydırdı. Dünyanın ekseni değişmiştir. Dünyanın ekseni gelişmekte olan ülkelerin daha fazla söz sahibi olacağı bir kutupla hareket etmektir. 7,5 yıl içinde komşu ülkelerle ticareti 8 kattan fazla arttı. Dünyanın tüm ülkeleri ile özelikle IKT üyesi 57 ülke ile ticaretimizi çok daha fazla geliştirmek istiyoruz. 57 İKT ülkesi dünyadaki ülke sayısının yaklaşık yüzde 30’una yakın 1,5 milyar islam nüfusu ama dünya nüfusundan 4’te bir pay alan 57 ülkenin dünya milli gelirinden aldığı pay ise yüzde 7’ler seviyesinde 4,5 trilyon dolardır. Birlik içi ticaret rakamı ise yüzde 16’dır. Bu rakamın 2015’te yüzde 20’e yükseltilmesi hedeflenmektedir. Bugün AB’nin kendi  iç ticareti ise yüzde 68’dir. Türkiye olarak da bu hedefi geçtik. Ar-ge yatırımları ile teknoloji yatırımları ciddi şekilde artmıştır. GSYİH İKT ortalaması yüzde 0.4, dünya ortalaması yüzde 2’dir. Bu konuda önemli mesafe vardır. Ar-Ge harcamalarının yüzde 80’ini gelişmiş ülkeler yaparken yüzde 1’ini İKT üyeleri yapıyor.”

Vardan: İslam ülkeleri teknolojide tüketici değil üretici olmalı
Toplantıda konuşan MÜSİAD Genel Başkanı Ömer Cihad Vardan, temelleri 1995’de atılan ve 2006 yılından itibaren de İSEDAK’ın resmi iş forumu olarak faaliyetlerini sürdüren IBF Kongresi’nin IBF ile ISEDAK toplantıları ve akabinde yapılan MÜSİAD Fuarının, “İslam iş aleminin dünyadaki en büyük buluşması” olma hüviyetini kazandığını söyledi. Vardan, dünyanın ticaret, üretim, finans, teknoloji, enerji, iletişim ve ulaşım kanallarıyla sıkı sıkıya birbirine bağlı, entegre bir yapıya büründüğünü belirterek, şöyle devam etti: “İslam ülkelerinin birbirleri arasında yaptığı ticaret de, son yıllarda bir miktar artmasına rağmen, genelde maalesef kayda değer bir rakam teşkil etmemektedir. İslam ülkeleri; birbirlerine destek olmak ve ihtiyaç duyulan alanlarda yardımlaşabilmek için karşılıklı olarak pazarlarını birbirlerine açmak ve kendi zenginliklerini insanlarına kazandırmak yerine, küresel dünyada gelişmiş ülkelerin açık pazarı, lüks tüketim üssü ve en ağır silah pazarı haline gelmiştir.”
İnsani Gelişme Endeksi’ndeki rakamlara göre, dünya çapındaki yaklaşık 50 İslam ülkesinin sadece 5’i, yüksek gelişmiş ülkeler arasına girdiğini belirten Vardan bu zenginliğinde tabii kaynaklardan geldiğini ve yüksek teknolojinin üreticisi değil tüketici olduğunu söyledi.İslam Dünyasının tarihinin bilim ve teknoloji ile ilgili anlı şanlı sayfalarla dolu olduğunu aktararak “İslam aleminin bilim ve teknolojideki yüzyıllar önceki tarihiyle övünmemiz, bugün bize bir şey kazandırmıyor. Hz. Mevlana’nın veciz ifadesiyle, “Düne ait ne varsa dünle beraber gitti cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım. İslam ülkelerinin gelişmesi için ileride neler yapmamız gerektiğini tespit etmeye çalışacağız. Biz, insanımızın, dün olduğu gibi bugün de teknoloji geliştirmeye kabiliyetli olduğuna inanıyoruz. İşte bu sebeple, her sene İslam dünyasının ihtiyaçlarına binaen bir tema üzerinde ufuk açmaya çalışan Forumumuzun bu yılki temasını, “İslam Konferansı Teşkilatı Üyesi Ülkelerin Kalkınmasında Teknolojinin Önemi” olarak belirledik. “dedi.

"4 önerimiz var"

Vardan teknoloji konusunda 4 önerisi olduğunu belirterek bunları şöyle sıraladı“İlk önerimiz; eğitim sistemimizi ve özellikle üniversitelerimizi yeniçağın teknolojilerini üretecek nitelik ve niceliğe ulaştırmaktır. İkinci olarak, gençlerimizin hür düşünen, demokratik teamüllere göre yetişmiş müteşebbisler olmalarını sağlamayı öneriyoruz. Üçüncü olarak; ülkelerimizde AR-GE ve yenilikçilik çalışmalarına ağırlık verilmesini öneriyoruz. Dördüncü olarak da; bu fırsatları değerlendirecek altyapıyı ve ülkelerimiz arasında teknolojik işbirliğini oluşturmayı öneriyoruz. Ticaret arenasında yapmakta zorlandığımız işbirliğini müşterek bilimsel alt yapılarda, AR-GE’de, insan yetiştirmede, proje geliştirmede ve bu projelerin finansmanında başarmak zorunda olduğumuzu görmeliyiz.  Vardan, “İKT üyesi bir ülkenin bir STK Sı olarak MÜSİAD’ın, burada birçok ülkeden üst düzey temsilciyi ve binlerce karar alıcıyı bir araya getirmeyi başardığını söyledi. Vardan, MÜSİAD olarak biz her şeyden önce, derin tarihi şuuru ve medeniyet birikimi ile İslam dünyasının böyle bir işbirliği sürecini hayata geçirme ufku olduğuna yürekten inandıklarını aktararak, işbirliği kültürünün taraflarca benimsenmesi ve hükümetlerin de siyasi iradelerini belirlemeleri büyük önem taşıdığını vurguladı.

Türkiye tarih yazıyor
Türkiye’nin, son yıllarda oldukça önemli mesafeler kaydettiğini anlatan Vardan “Türkiye mahdut imkanlarını akıllı bir şekilde kullanarak, geliştirdiği sıfır sorun dış politikası ve ardından azami ekonomik işbirliği çabalarıyla bugün ticari, sosyal ve kültürel anlamda dünyada tarih yazmaktadır. Türkiye, tarihinde teknoloji geliştirmeye, AR-GE’ye, inovasyona bugüne kadar hiç vermediği önemi ve maddi desteği ilk defa, son 6-7 yıldır vermeye başlamıştır. Çünkü Türkiye gelecekte var olabilmek ve dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi içinde yer alabilmek için bunun gereğine inanmaktadır.”dedi. Vardan, MÜSİAD olarak, bu çalışmalara bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da katkı yapmaya ve bu konuda öncü bir STK olmaya devam edeceklerini aktararak “Hatta 2011 yılından itibaren de bu çalışmalarımızı MÜSİAD MULTI-NATIONAL adını verdiğimiz uluslararası yeni bir çatı altında tüm dünyaya açacağız.”dedi.

“Bir yüzyıl daha kaybetmeye gücümüz yok”
IBF Uluslar arası İş Forumu Başkanı Erol Yarar da, dünyada ülkelerin kalkınmasının yüksek teknolojiyi elde edebilmek ve kendini geliştirmekle mümkün olduğunu belirterek, “İslam ülkelerinin öncelikle teknolojiyi ve kendilerini geliştirecekleri ortamları kurma zorundadır. Teknolojiyi sanayi ile geliştiremeyenler sanayi ile destekleyemezse başarılı olamıyor . İslam aleminin 20. yüzyılda kaybettiği gibi bir yüzyıl daha kaybetmeye tahammülü yoktur. Yanlış tevekkül anlayışından kurtulmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.

“Türk şirketleri gıpta edilecek çalışmalar yapıyor”
Toplantıda bir konuşma yapan Mısır Sanayi ve Ticaret Bakanı Rashid El Rashid Rashid ise Türk şirketlerinin gıpta edilecek çalışmalar yaptıklarına işaret ederek, “Türkiye ve Mısır arasındaki ekonomik ve ticari alandaki çalışmalar günden güne artmaktadır. Mısır’daki Türk yatırımları 1,5 milyarın üzerindir. Türk şirketleri gıpta edilecek çalışmalar ve üretim yapmaktadırlar. Arap dünyası geneli olarak Türkiye ile ilişkiler genişlemektedir. İş konseylerini teşvik ediyoruz” dedi.

“Irak’ta 700 projelik fırsat var”
Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarik El Haşimi de Irak ekonomisi ile ilgili bilgiler verdi. Haşimi, şunları anlattı: “Ekonomik yönden pek çok engelle karşı karşıyayız. Ama gelişmiş teknoloji ve birikimi çekmeliyiz. Özel sektöre önem verecek ve kamuya rekabet gücü kazandıracak ve uluslar arası ticarete de girecek projeleri desteklemeliyiz.  Devletimiz böylece önümüzdeki dönemlerde değişik ekonomik çalışmalara girebilecektir. Irak’ın gerçekten büyük yatırımlara ihtiyacı vardır. Bu da bizim yıllık bütçemizi aşmaktadır. Biz kapılarımızı hem Arap hem İslam hem de yabacılara açmak zorundayız. Türkiye ve Irak arasındaki ticaret 2010’da 6 milyar doları geçmese de,önümüzdeki 3 yılda bunu 20 milyar dolara yükseltme hedefine biz Irak olarak hazırız. Bugüne kadar Türk şirketleri değişik yatırımlar gerçekleştirdiler. Şu ana kadar 1 milyon konut inşa projesi, 500 bin konut inşaatı gibi 25 milyar dolar değerinde Türk şirketlerinin yürüttüğü projeler var. Irak’ta 700 projelik değişik sektörlere ait fırsatlarımız vardır.”

Bin yılın en soğuk kışı mı kapıda?

Hava tahmin uzmanları, bu yazın rekor sıcaklıklarının ardından, Avrupa'da son bin yılın en sert kışının kapıda olduğunu düşünüyor.



5 Ekim 2010, Salı
ANKARA

Hava tahmin uzmanları, bu yazın rekor sıcaklıklarının ardından, Avrupa'da son bin yılın en sert kışının kapıda olduğunu düşünüyor. Rus kanalı RT'nin haberine göre, Polonyalı bilim adamları Meksika Körfezi'nden Atlas Okyanusu'nun kuzeyine dek uzanan sıcak su akıntısı Gulf Stream'in hızının son birkaç yılda yarı yarıya azaldığını belirterek, bu nedenle akıntının Kuzey Kutup rüzgarlarının soğuğuyla başedemeyeceğini ve Avrupa kıtasının soğuk bir kışla karşı karşıya kalacağı tahmininde bulundu.

Bilim adamları, Gulf Stream akıntısının tamamen durması halinde Avrupa'da yeni bir Buz Çağı'nın başlayacağını öngörüyor. Rusya'nın Fobos hava durumu merkezinden önde gelen uzman Vadim Zavodçenkov da gelecek ayın hava tahmininin yüzde 70 doğru yapılabildiğini belirterek, soğuk kış senaryosunun doğru olabileceğini söyledi.

Kasım ayının hava tahminini daha kesin yapabildiklerini belirten Rus uzman, meteorologların uzun dönemli hava tahminlerinde kullandıkları istatistik modellerinin, geçen yazın rekor sıcaklıklarını tahminde pek işe yaramadığını da sözlerine ekledi.
(AA)

ABD'li eski topçu bölüğü Anıtkabir'i ziyaret etti

ABD'nin Massachusetts eyaletindeki "Eski Topçu Bölüğü" adlı derneğin üyeleri, Anıtkabir'i ziyaret ederek Atatürk'ün mozolesine çelenk koydu.




05 Ekim 2010 Salı

ABD'nin Massachusetts eyaletindeki "Eski Topçu Bölüğü" adlı derneğin üyeleri, Anıtkabir'i ziyaret ederek Atatürk'ün mozolesine çelenk koydu.

ABD'den Türkiye'ye iyi niyet elçileri olarak gelen ve milis kuvvetlerden oluştukları belirtilen 75 dernek üyesi, askeri kıyafetler içinde aslanlı yoldan yürüyerek Atatürk'ün mozolesine geldi. Burada, mozoleye bölük adına General Jack Moynihan çelenk koydu.

Saygı duruşunun ardından bölük, Misak-ı Milli Kulesi'ne geçti. General Moynihan, Anıtkabir Özel Defteri'ne "Bugün burada Türk Milleti'nin babası Atatürk'e saygımızı sunmak için toplandık" ifadelerini yazdı. Daha sonra müzeyi gezen bölük, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Douglas Silliman'ın ev sahipliğini yapacağı öğle yemeğine katılmak üzere Anıtkabir'den ayrıldı.

"Massachusetts'in Eski Topçu Bölüğü" adını taşıyan dernek, 1638'de Massachusetts'in çeşitli askeri birliklerinde hizmet vermek üzere erkek subayları eğitmek amacıyla kuruldu.

Bölüğün 250 yıldan fazladır yetiştirdiği liderler arasında, John F. Kennedy'i dahil 4 eski Amerikan Başkanı da bulunuyor. (AA)

Musa Peygamber'in kıssası gerçek çıktı

Bilim insanları, bilgisayar ortamında yapılan simülasyonlarla, Tevrat’ta anlatılan ve Yahudilerin Hz. Musa önderliğinde firavunun ordusundan kaçmasını sağlayan mucizenin gerçek hayatta yaşanabileceğini belirtti.



23 Eylül 2010, Perşembe
(CNN)

ABD Ulusal Atmosferik Araştırma Merkezi (NCAR) ve Colorado Üniversitesi araştırmacıları, hazırladıkları simülasyonlarla Kızıldeniz'in ikiye ayrılmasının mümkün olduğunu savundu.

Bilim insanları, Tevrat’ta anlatılan mucizenin yaşandığı bölgenin haritaları, arkeolojik kayıtları ve bölgenin uydudan çekilen fotoğraflarını inceleyerek mucizenin yaşanmasına olanak verecek topografik özellikler aradı. Araştırmacılar, elde ettikleri bilgilerin ışığında Akdeniz’in güneyinde, yaklaşık üç bin yıl önce Nil Nehri’nden akan suların oluşturduğu Tanis Gölü’nün olduğu bölgede deneylere başladı.

Bilgisayar modelleri, saatte 100 kilometre hızla doğudan esen rüzgara maruz kalan bölgede yaklaşık 1.8 metre derinliğindeki suyu 12 saat boyunca inceledi. Similasyonda, rüzgar suyu hem göl oluşturduğu havzaya, hem de Nil Nehri’nden aktığı kola itti. Bu şekilde, saatler boyunca 4.5-5 kilometre uzunluğunda ve 1.8 kilometre genişliğinde düz, çamur bir alan ortaya çıktı. Rüzgarın sona ermesiyle, sular çamur alanı hemen kapattı.



NCAR yetkilisi Carl Dewis, simülasyonun Tevrat’ta anlatılana çok yakın bir sonuç verdiğini söyledi. Dewis, Plos ONE dergisinde yayımlanan çalışma hakkında, “Sıvı dinamiklerine bakarak, suyun biribirinden ayrılmasını anlayabiliriz. Rüzgar, suyu fizik kuralları içinde bir yöne itiyor. Su iki ayrı tarafa itilerek güvenli bir geçit oluşuyor. Ardından rüzgarın geçmesiyle geçit kapanıyor” dedi. (Hürriyet)

Obama, Beyaz Saray’ın damına güneş enerjisi panelleri yerleştirecek

Yenilenebilir enerji politikalarının savunucusu Barack Obama, ABD'nin en ünlü evinin damına güneş enerjisi panelleri yerleştirmeye karar verdi.




Senato’dan geçemeyen iklim değişikliği ve küresel ısınma reform paketi için yeni bir denemeye daha hazırlanan ABD Başkanı Barack Obama, yenilenebilir enerji konusunda kendisi öncü oluyor. ABD’nin en ünlü evinin damına güneş enerjisi panelleri yerleştirilecek. Beyaz Saray’a yerleştirilecek güneş enerjisi panelleriyle ABD’nin baş ailesinin sıcak su ihtiyacı sağlanacak. Ayrıca bir miktar da elektrik enerjisi üretilecek.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre güneş enerjisi panelleri, gelecek Mart ayına kadar yerleştirilmiş olacak. 



(Turkish Journal) 

KIRMIZI MADRİD

Esra ABALI esra_abali@hotmail.com



Geçen yazımda Madrid için hem çocuklu hem yağmurlu bir giriş yapmıştım. Bu kez Madrid’in derinlerine dalıyoruz.

Söze, “İspanya’nın başkenti Madrid, aynı zamanda Avrupa’nın da üçüncü büyük başkenti” diye klişe bir başlangıç yapabilirdim; ama bu Madrid’e haksızlık olurdu. Evet, Madrid büyük ve kalabalık bir başkent. Fakat benim için güzel yemeklerin, güzel içkilerin, sıcak insanların, sanatın, mimarinin ve ayakkabının kenti.

Bir kere burası kırmızı bir şehir. İspanyollar’ın sahip olduğu ateşin kırmızısı şehrin her yerinde. Burada insanlar, yemek yerken de konuşurken de kırmızı. Her an harlayıverecek gibi yaşıyorlar. Ateşi harlatacak olan şey ise öfke değil; tutku ve yaşama keyfi. Ne işsizlik, ne ekonomideki diğer sorunlar... Pek kimsenin umurunda değil gibi.

Ben de Madridliler gibi yapıp sıkıcı konulardan hemen uzaklaşıvereceğim. İşte, serbest çağrışımlar eşliğinde Madrid turuna başlıyoruz. Tura başlangıç noktamız şehrin en bilinen meydanlarından Plazo Mayor olabilir.



Zamanında idamların gerçekleştirildiği meydanda bugün, sokak gösterileri yapanlar, güzel kafe ve restoranlar, o karanlık izleri silmiş geçmiş. Gayet keyifli bir ortam. Keyfinize keyif katmak için Plazo Mayor’un neredeyse dibinde sayılan Mercado De San Miguel’e mutlaka uğramalısınız. Burası restore edilmiş eski bir pazar yeri. Metal bir iskeletin üzerinde camla çevrilmiş şeffaf bir pazar.



Buradan taze meyve alabilir ya da meyve suyu kokteyli hazırlatabilirsiniz; yüzden fazla olduğu söylenen peynir çeşitlerini tadabilirsiniz; balık alabilirsiniz veya bir kadeh beyaz şarap eşliğinde istridye yiyebilirsiniz. Hiçbiri olmazsa camdan binayı dışarıdan izler, hayran kalırsınız.



Yeme içme seçeneği sonsuz...

Tam merkezden tura başlamak istiyorum diyorsanız, buyurun İspanya ulaşım sisteminin tam orta noktasına, Puerta Del Sol’e. Güneşin Kapısı’na gelin ve kendinizi dikey yöndeki sokaklara doğru bırakın. Kaybolma ihtimaliniz sıfıra yakın, ama güzel ayrıntılar görme ihtimaliniz çok yüksek. Bu ara sokaklarda, İspanyollar’ın en iştahsız insanı bile baştan çıkartacak Tapas(tapa)’larını tadabileceğiniz mekanlar var. Ayrıca buralarda bütün halde pişirilmiş bebek domuz görme ihtimaline de hazır olun. Fakat özellikle bebek domuz için El Sobrino de Botin adlı restoranı öneriyorlar. Kimse kusura bakmasın, başına bebek sıfatı eklenmiş hiçbirşeyi yiyemem.

Yemekten sonra hala Sol Meydanı civarındaysanız, tatlı için 1880’den beri açık olan San Gines’e uğrayıp ‘churros’ yemelisiniz.

Görünüm olarak tulumba tatlısını anımsatan churros’u sıcak çikolataya batırıp yiyorsunuz.



Sıcak çikolata bitter ve muhallebi kıvamına yakın. Sabah 7’ye kadar açık olan San Gines’e kulüp çıkışı açlık bastırmak için gitmek adettenmiş.

Hazır söz yemekten açılmış ve uzamışken bir süre daha yemeden içmeden bahsetmek istiyorum. İspanya, deniz ürünlerine hasta olan benim gibiler için bir cennet. Gitmişken bu fırsatı iyi değerlendirmek gerek.



100 yıllık Casa Mingo’da nefis kızarmış tavuk ise bir zamanlar meşhur olan ‘Parmak Yalatan Piliç’ sloganının İspanya versiyonu. Bu lezzetten sonra ben yıllardır tavuk yemediğime karar verdim.

Lezzetli yemeklerle mideler şenlendi, fakat biraz da ruhu beslemek gerek. O zaman haydi, Avrupa’nın en iyi müzelerinden biri olan Prado ve büyük çoğunlukla İspanyol sanatının örneklerine ev sahipliği yapan Reina Sofia’ya. Prado Müzesi’nde 7000’den fazla eser görebilmek mümkün. Bu demek oluyor ki buraya bir günden fazla ayırmak gerekiyor. Prado’da Goya, Velazquez ve El Greco’nun eserleri görülebilir. Picasso’nun ünlü Guernica’sına ev sahipliği yapan Reina Sofia’da ise Dali ve pek çok İspanyol sanatçının eserleri var. Bir de ünlü İspanyol edebiyatçı Lope De Vega’nın müze evi var. Ancak burayı gezebilmek için önceden randevu almak gerekiyor.

İspanyol kültürüyle özdeşleşmiş bir gelenek var ki ben hiç hazzetmiyorum. Daha önce boş bulunup Boğa Güreşi’ne gitmiş, yarım saat dolmadan arkama bakmadan kaçmıştım. Nasıl bir boş bulunmaysa... Boğayı öpüp koklayıp göndereceklerini filan sanıyordum herhalde. Zavallı hayvanla girişilen o anlamsız mücadele benim bütün günümü zehir etmişti. Ben arenadan sapsarı suratla çıkarken, tribünlerden “oleey!” sesleri yükseliyordu. Boğaların bilinen hazin sonunu ille de görmek istiyorsanız Plaza de Torro’da izleyebilirsiniz.

Büyük şehirlerde yapacak, görecek seçenek çokluğu Madrid için de geçerli. Yaz yaz bitmez, yap yap yetişmez. Ama son olarak hava güzelse Retiro Park’ta çimlere uzanmak, Plaza Cibeles’te Real Madrid’in kutlamalarına şahit olmak ve koşullar her ne olursa olsun ayakkabı almak gerek. Ayakkabılar çok uygun fiyatlı ve güzel. Ben yeterince almamışım, o ayrı.

BOZCAADA’DA BİR TATLI HUZUR




Bir acele, bir telaş İzmir-Ezine arası karayolunu bir çırpıda yutuşumuzu, buna rağmen feribotu kaçırışımızı, hayal kırıklığımızı Ezine peynirleriyle hafifletip, Geyikli’den feribota binişimizi geçen yazımdan hatırlıyorsunuzdur. 35 dakikalık yolculuğun ardından feribot limana yanaşıyor. Bunca acelenin ardından Bozcaada’yı acelesiz, yudum yudum içmeye hazırız.

Sonbahar güneşinin gücü gölgelere yetmiyor, ama ışığını değdirdiği yerler sıcacık. Üzerimizde yazlık giyisiler, yazdan kalma bir haftasonu geçireceğimizi umuyoruz. Sadece biz değil, ellerindeki çantalardan palet ve şnorkelleri sarkan yayaların da ümidi böyle belliki.

İlk iş otelimize yerleşiyoruz. Otelimiz 9 ODA, Rum Mahallesi’nde. Limandan otelimize gitmemiz beş dakikadan az sürüyor. Ada hepi topu 36 kilometrekare, merkez ise bir avuç içi kadar. Zorlasanız da kaybolamazsınız. Zevkli döşenmiş, pırıl pırıl odamız çok güzel. Ama biz eşyaları bıraktığımız gibi kendimizi dışarı atıyoruz. Niyetimiz adayı motosikletle gezmek. Limana yakın bir yerde adanın tek motosikletçisinden aracımızı alıyoruz. Kondisyonu yerinde olanlar adayı gezmek için bisiklet de kiralayabilir. Çok keyifli olacağından eminim.

Haritamızı edinip basıyoruz gaza. Merkezden uzaklaşır uzaklaşmaz bağlar başlıyor. Bağbozumuna yetişip bağlardaki tatlı telaşı görebilseydik keşke. Üzümler çoktan toplanmış ve bağlar sarı bir yalnızlığa terkedilmiş.

Adada şarapçılık antik çağdan beri önemli. En meşhur üzüm Çavuş. Şaraplık üzümleri ise Vasilaki (Altıntaş), Kuntra(Karasakız) ve Karalahna. Bunlar adanın yerel üzümleri. Bazı üreticiler son yıllarda dünyada öne çıkan şaraplık üzümleri de yetiştiriyormuş. Adanın uzun süreden beri şarap üreten firmaları Talay, Ataol, Yunatçılar ve Corvus. Latince “karga” anlamına gelen Corvus’un sahibi Reşit Soley çok şık ve dünya standartlarında üretim yapan bir tesis kurmuş.



Hem tesis hem de tadım ve satış yapılan mağazada ince bir zevk hakim. Kaldığımız süre boyunca adanın üzümlerinden yapılmış farklı markalı şaraplardan tattık. Kimini çok beğendik, kimini vasat bulduk. Şarap konusunda bilgimi yeterli bulmadığımı hep söylerim. Bu mevzuyu ustalarına bırakıp ortamdan süratle uzaklaşırım.

Adanın güney kıyıları boyunca ilerliyoruz. Deniz, durgun hali ve turkuaz rengiyle çok davetkar görünüyor. Söylenenlere bakılırsa suyu çok soğuk. Kendimizi adanın sakin ritmine bırakabileceğimiz birkaç günümüz olsaydı, denizin tadına bakardık elbet. Ama kaybedecek zamanımız yok. Biz gelirken pırıl pırıl parlayan güneş, çaktırmadan kayboldu ve hafif bir serinlik başladı.

Ayazma Plajı’na geldiğimizde duruyoruz. Burası, öyle bir solukta geçilecek yer değil. Troya Savaşı sırasında Yunan donanması burada saklanmış. Üzerinden yıllar geçmiş, bu kez Çanakkale Savaşı’nda Anadolu’ya saldıran düşman askerlerinin donanmasına üs olmuş. Şemsiye ve şezlongların arasından görünen tatilcilerin eşliğinde savaş görüntülerini hayal etmek kolay değil. Ama bilmek bile yeterli.

Gün batımına yakın Polente Feneri’ne yaklaşıyoruz.



Tam saatinde, tam da olmamız gereken yerdeyiz. Güneşin batışı buradan izlenmeli. Ama bir dakika... Batması gereken güneş hava koşullarına yenik düşmüş. Koyu bulutların arkasında kaybolmuş, gitmiş. Aniden dibimizde biten devasa rüzgar pervaneleriyle kendime geliyorum.



Ben bu pervanelerin hayranıyım. Nerede görsem bembeyaz kelebekler görmüş gibi izlemekten keyif alırım. Ama hiç bu kadar yakınlarına gitmemiştim. Bu bembeyaz ve gayet biyonik cihazları izlerken, sadece ben miyim sema gösterisi izler gibi huzurla dolan? İlk kez bu kadar yakından gördüm ve havayı yararken çıkardıkları o sesi ilk kez duydum. Bu 17 rüzgar pervanesi, kuzey batıdan kopup gelen poyrazla haşır neşir olup adanın ihtiyacı olan elektriği üretiyor.

Hava iyice kararmaya başlayınca dönüş için tekrar yola koyuluyoruz. Kekik kokularının arasından süzüle süzüle merkeze varıyoruz. Geceyi sahildeki balık restoranlarından birinde noktalıyoruz.

Ertesi sabah erkenden ayaktayız. Niyetimiz adanın daracık sokaklarında kaybolmak. Keyifle yapılan kahvaltının ardından kalan birkaç saatimizi geçirmeye hazırız. Sokaklar film seti gibi.



Eski tip rum evlerinin kimisi çok bakımlı. Çoğu otel olarak varlığını sürdürüyor. Sık sık karşımıza şaraphaneler çıkıyor. Hummalı bir faaliyet var tesislerde. Sokaklara buram buram üzüm kokusu yayılmış.



Rengigül Sanat Galerisi’ne uğruyoruz, fakat kapalı. Dükkanların bazıları mevsim nedeniyle kepenk indirmiş. Yükesek mevsimde ada halkı, adanın batacağı endişesini yaşıyormuş. Şaka yollu anlatımlarından kalabalıkları sevmediklerini sanmayın. Herkes çok misafirperver.

Dönüş vaktimiz yaklaşınca feribotun yolunu tutuyoruz. Arabayı sıraya bırakıp son bir kez Bozcaaada’ya bakmak niyetindeyiz. Hava çok tatsız. Dalgalar giderek büyüyor. İnsanlar aralarında feribot seferinin iptal olabileceğini konuşuyor. Etrafı izlerken birden “Eyvah Peynirler!” diye sıçrıyorum olduğum yerde. Bir gün önce otelin buzdolabına bıraktığımız Ezine peynirlerimizi hatırlıyorum. Arabayı sıradan çıkarma şansımız yok. Bir koşu gidip peynirleri alıyoruz. Feribotun iptali söylentileri asılsız çıkıyor. Bol sallantılı dönüş yolumuza düşüyoruz. Limandan ayrılan gemi ritüelini yerine getiriyorum ve geride kalanlara el sallıyorum.



Tekrar görüşene dek Hoşçakal Bozcaada!

Mutlaka tatmalı ve almalı

Şarapseverler adanın üzümleriyle yapılan şarapların tadına mutlaka bakmalı. Ada Kafe’de gelincik şerbeti içmeli. Özellikle yaz sıcağında çok hoş bir serinletici olacağını düşünüyorum. Adanın geleneksel yemekleri ot ağırlıklı. Mantar, kuzukulağı, labada, yumurtaotu, ebegümeci, horozotu, gelincik, kuşkonmaz, şevketibostan, ısırgan ve hindibağ... Bunların pek çoğu benim bir Egeli olarak bildiğim ve sevdiğim lezzetlerdi. Fakat bazılarını ilk kez duydum. Bu otlarla nefis börek, omlet ve hatta balık pişiriyorlar. Tadına bakmanızı öneririm. Domates reçeli da adanın meşhur tatlarından. Otelde sabah kahvaltısında istemeye istemeye tattığım ve sonra koşup birkaç kavanoz yüklendiğim lezzet. Mutlaka deneyin. 

Esra ABALI  turkiş journal

Van Gölü'nde yaşadığı öne sürülen 'Van Gölü Canavarı'nın, 121 yıl önce İstanbul'da yayınlanan Saadet Gazetesi'ne manşet olduğu açıklandı.

Van Gölü'nde yaşadığı öne sürülen 'Van Gölü Canavarı'nın, 121 yıl önce İstanbul'da yayınlanan Saadet Gazetesi'ne manşet olduğu açıklandı.

 
 
Van Gölü'nde yaşadığı öne sürülen 'Van Gölü Canavarı'nın, 121 yıl önce İstanbul'da yayınlanan Saadet Gazetesi'ne manşet olduğu açıklandı.
6 . 10 . 2010 Çarşamba
Van Gölü canavarı varmış!

Van Gölü'nde yaşadığı öne sürülen 'Van Gölü Canavarı'nın, 121 yıl önce İstanbul'da yayınlanan Saadet Gazetesi'ne manşet olduğu açıklandı.


Van Tarih ve Kültür Araştırmaları Derneği Başkanı İkram Kali, dünyanın ilgisini çeken 'Van Gölü Canavarı'nın 121 yıl önce Sultan Abdülhamit Han döneminde İstanbul'da yayınlanan Saadet gazetesinin 1889 yılının sonlarında çıkan 1323 numaralı nüshasında, kıyıda abdest alan adamı kuyruğuna sarmalayarak götürmesiyle manşet olduğunu söyledi.

Açıklamalarda bulunan dernek başkanı ve araştırmacı-gazeteci İkram Kali, üzerine çeşitli makaleler yazılan, araştırmalar yapılan, 1990'lı yıllarda Türkiye gündemini işgal eden ve yüzlerce Vanlının çeşitli tarihlerde gördüğü Van Gölü Canavarı'nın 121 yıl önce gazetelere manşet olduğunu belirtti.

Sultan Abdülhamit Han döneminde İstanbul'da yayınlanan Saadet gazetesinin 28 Şaban 1306 (29 Nisan 1889) sonlarında çıkan 1323 numaralı nüshasında, bir kişinin ölümüyle sonuçlanan haber ile canavarın manşet
olduğunu kaydeden Kali, "Van Gölü Canavarı hakkında bugüne kadar yazılan, konuşulan, iddia edilen tartışmalara ve bilgilere bu araştırma ile yeni bir boyut eklenecek. Dünyadaki diğer canavar iddialarını da inceleyerek Van Gölü Canavarı hakkında Van dergisinde araştırma makalesi kaleme aldım. Canavarı araştırmak, belgesel yapmak üzere Van'a gelen araştırmacı ve gazetecilere danışmanlık yaptım. Van Gölü Canavarı ile ilgili 121 yıl önce Osmanlı gazetesinde yer alan haberde üç ayrıntı dikkat çekiciydi.
Bulanlardan birincisi son 50 yıl içersinde görenlerin ifadelerinde, Van Gölü Canavarı'nın insana zarar vermediği söylenmişti ve böyle de bilinmektedir.

Ancak gazete haberinde 121 yıl önce canavar olarak adlandırılan yabani bir yaratığın insana zarar verdiğini, ikincisi 121 yıl önce de Van Gölü'ne bugün Vanlıların söylediği gibi Van Denizi denildiğini de öğreniyoruz. Üçüncüsü de haber Van Denizi sularında nesli devam eden yabani bir yaratık var iddiasını da güçlendirmektedir. 121 yıl önce Sultan Abdülhamit Han döneminde İstanbul'da yayınlanan Saadet gazetesinin 1889 yılı Nisan ayı sonlarında çıkan 1323 numaralı nüshasında, Van Gölü Canavarı haberinin manşet olarak yer alması ve geçmişte de böyle bir yaratığın olması ilginçtir" ifadelerini kullandı.

121 yıl önce Saadet gazetesinde yer alan, o dönemde halkı velveleye veren, hayrete düşüren Van Gölü Canavarı ile ilgili manşet haberin tarih, ilim ve kültür içerikli Yedikıta Dergisi'nin 26. sayısında Selman Soydemir imzası ve Zeynep Seymen illüstrasyonu ile yer aldığını kaydeden İkram Kali, 121 yıl önce bir kişinin kaybolmasıyla sonuçlanan Van Gölü Canavarı haberini ise şöyle özetliyor:
"Bitlis merkez sancağına bağlı Hizan kazası ahalisinden üç kişi, yolculuğa çıkıp Bulanık tarafına giderken yolları güzergahı olması nedeniyle Van Denizi'nin Tatvan-Ahlat arası sahillerine tesadüf eder. Bunlardan birisi namaz kılmak için deniz kenarında bir yerde abdestini almaya başlar. Sıra ayaklarına gelip yıkamak için azıcık denize girer girmez deniz hayvanlarından biri derhal ayağına sarılıp kendisini çekmeye, bu ise bütün kuvvetiyle dışarı çıkmaya çabalar.

Yalnız başına hayvanın tasallutundan kurtulamayacağını anlayınca feryat ile arkadaşlarından yardım ister. Arkadaşları güç hal ile bu şahsı denizden çıkarır ise de hücum eden hayvan zavallı adamın topuğundan dizine kadar sarılmıştır. Adamın feryadı göklere çıkar. Bütün çabalar sonuç vermeyince biçare adamın arkadaşları ateş yakarak hayvanın adamın ayağını bırakması için ayağı sarmalayan kuyruğunu ateşle yakarlar. Ateş tesiriyle hayvandan yürek tırmalayan çığlık ile heybet ve kuvvet acıyla havaya fırlar. Ayağını kaplamış ve kapmış olduğu adamı
da beraber kaldırıp 20-25 yükseğe çıktıktan sonra denize doğru inerek adamı da beraber alıp götürür."

Kaynak :internethaber

Mardin'e Sicilyalı kadrolu eşek

 
Mardin'e Sicilyalı kadrolu eşek

Dünya kültür mirasına aday şehir Mardin'in eşeklerini beğenmediler, gözlerini İtalyan merkebine çevirdiler...
06 Ekim 2010 Çarşamba, 14:36:17
Mardin Belediyesi, tarihî kentin dar ve merdivenli sokaklarında çöp toplamada kullanılmak üzere İtalya'nın Sicilya adasından eşek ithal edecek.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2001 yılında dünya kültür mirasına aday şehir gösterilen Mardin, ilginç bir girişimde bulundu.

Dar sokakların temizliği için komşu illerden istediği özellikte eşek bulamayan Mardin Belediyesi, İtalya'nın eşekleri ile meşhur Sicilya Adası'ndan 15 tane eşek siparişi verdi. Mardin Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü'ne bağlı olarak çalışacak eşekler kadrolu olacak.

Konu hakkında bilgi veren Mardin Belediye Başkanı Mehmet Beşir Ayanoğlu, 5 ay önce kendisini ziyaret eden İtalya'nın Ankara Büyükelçisi Carlo Marsili ile yaptıkları bir sohbette belediyedeki kadrolu eşeklerin gündeme geldiğini ve kendisinin teklifi ile İtalya'dan Mardin Belediyesi'ne 15 adet Sicilya cinsi eşek hediye etmek istediğini ve kendilerinin de Mardin'den belediyeye alacak eşek bulamayınca İtalya büyükelçisinin teklifini kabul ettiklerini söyledi. Mardin Belediyesi bünyesinde istihdam edilen kadrolu 48 adet eşekten 10 tanesinin yaş ve çeşitli sebeplerden dolayı emekliye ayrılmalarından dolayı son bir yıl içinde eşek arayışına girdiklerini belirten Ayanoğlu, "Temizlik hizmetini üstlenen eşekler, denizden bin 85 rakım yükseklikte olan tarihi kentin araç girmez sokaklarını sabahın erken saatlerinde tırmanarak, hane halkının çöplerini topluyor. 562 ana arter ve dar merdivenli ara sokakları bulunan Mardin'de çöplerin ancak eşeklerle toplanabiliyor. Eşek ihtiyacımızı duyan ve İtalya'ya ihracat yapan Ordu'lu bir firma bizimle irtibata geçerek bu eşekleri ücretsiz bir şekilde Mardin'e getirebileceğini bizlere iletince biz de kabul ettik. Konu hakkında teknik çalışmayı arkadaşlarımız yapıyor. 15 gün içinde bu eşeklerin Mardin'e gelmesini bekliyoruz. Bu eşeklerimize bir haftalık bir eğitim verdikten sonra kadroya alıp diğer Mardin'deki eşeklerimiz gibi çöp işlerinde kullanacağız." dedi. Ayanoğlu, çöp toplamak üzere İtalya'dan getirilecek eşeklerin öncelikle erkek ve güçlü olmasına dikkat ettiklerini sözlerine ekledi.

VATANDAŞLAR TEPKİLİ

İtalya'dan eşek siparişi verildiğini duyan Mardinli vatandaşlar ise belediyeye tepki göstererek, "Mardin'deki eşeklerin suyu mu çıktı gidip İtalya'dan eşek getirecekler." şeklinde tepkilerini ifade etti.

Vatandaşlardan Selman Güneş, Mardin sokaklarının merdivenli olmasından dolayı İtalya'dan gelecek eşeklerin bu merdivenleri çıkamayacağını, belediyenin yanlış yaptığına inandığını söyledi. Güneş, eşeklerin Mardin'e ayak uyduracağını inanmadığını ifade etti.

Hayvan satıcısı Mahmut Tatlıdede ise Mardin Belediyesi'nin eşek bulamadığı açıklamasına katılmadığını belirterek "Belediye yetkilileri gelsin kendilerine istedikleri kadar eşek vereyim." dedi.

Abdulkadir Irız ise belediyenin İtalya'dan eşek getirecek olmasını hayretle öğrendiğini belirterek, "Burada eşek var, isteyen gelir, eşeklerimiz çok, köylerimizde de çok. Ama İtalya'dan getireceklerse ben anlamam. Bu eşekler deneyimlidir, her merdivenden çıkar, ama İtalya'dan gelecek eşek ne bilir merdivenleri." şeklinde tepki gösterdi.

Mardin'de uzun süre Cemil İpekçi'nin medresede defile yapılıp yapılmaması konusu tartışan Mardinliler şimdi ise İtalya'dan gelecek eşeklerin Mardin'e uyum sağlayıp sağlayamayacağını tartışıyor.

Cihan


eşşek resimleri , atasehirweb

eşşek resimleri , atasehirweb

eşşek resimleri , atasehirweb

eşşek resimleri , atasehirweb

eşşek resimleri , atasehirweb

eşşek resimleri , atasehirweb

eşşek resimleri , atasehirweb

eşşek resimleri , atasehirweb
 

“ABD-Çin ticari savaşı sistemi çökertir”

“ABD-Çin ticari savaşı sistemi çökertir”

Avrupa’nın saygın ekonomistlerinden Roger Bootle, global krizin olumsuz etkisinin devam ettiği görüşünde
06 Ekim 2010 Çarşamba Saat: 13:27
“ABD-Çin ticari savaşı sistemi çökertir”
Ünlü ekonomist, bu dönemde en büyük risk, ABD ile Çin arasında ortaya çıkabilecek bir ticari savaş. “Bu savaş, tüm sistemi çökertebilir” uyarısını yapıyor. 21’inci yüzyılda Asya’nın itici güç olacağını söyleyen Bootle. Türkiye ekonomisi için de “Çok olumlu görünüyor” değerlendirmesini yapıyor.


Roger Bootle, ABD, Avrupa, Latin Amerika ve İngiltere’de faaliyet gösteren Makroekonomik Araştırma Kuruluşu Capital Economics’in direktörü. Yaptığı analizlerle dünya ekonomik kamuoyunun dikkatini çeken Bootle’a göre Batılı ülkelerinin artık bankacılık sektöründe aşırı ve riskli kredilendirmeye dayalı olmayan bir sistemi geliştirmek zorunda olduğunu söylüyor.
Türkiye ekonomisi ile ilgili değerlendirmelerde de bulunan Bootle, “Türkiye, AB üyeliği ile ilgili tedirginlik yaşamamalıdır. Halen Avrupa pazarlarına erişime sahipsiniz” diye konuşuyor.
Avrupa’nın en tanınmış ekonomistleri arasında yer alan Bootle, 1978 yılından bu yana finansal piyasalardaki gelişmeler üzerinde çalışıyor. Çok sayıda kitap ve makalesi bulunana Roger Bootle, HSBC’nin başekonomisti olarak da görev yapmıştı. Bootle, İngiliz The Daily Telegraph gazetesinde düzenli olarak yazıyor. İş Portföy’ün davetlisi olarak kasım ayı içinde ülkemize gelecek olan Roger Bootle ile gelmeden önce dünya ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri konuştuk:

Ekonomist : Dünya ekonomisinin görünümüne ilişkin değerlendirmelerinizi alabilir miyim? Kriz bitti mi? Krizin uzun vadeli etkilerine ilişkin düşünceleriniz nedir?

Bootle: Krizin ilk aşaması bitmiştir. Ancak, ikinci bir aşama(evre) kolaylıkla söz konusu olabilir. Özellikle bankalar hâlâ çok riskli. Batı dünyasını oluşturan ülkeler, bankalar tarafından aşırı ve riskli kredilendirmeye dayalı olmayan bir sistemi geliştirmek zorundadırlar. Fakat eşzamanlı olarak gelişmekte olan ülkeler ve özellikle Çin, cari işlemler fazlasını ortadan kaldıracak önlemler almalıdırlar. Bu gerçekleştirilebilirse dünya ekonomisinin uzun vadeli görünümü fazlasıyla pozitiftir. Önümüzdeki yirmi yıl, bugüne dek kaydedilmiş en hızlı ekonomik büyümeye tanıklık edilebilir. Aksi takdirde, ABD ile Çin arasında ticari savaşın patlak vermesi ve tüm sistemin çökmesi tehlikesi söz konusudur.

Küresel krizden çıkış sürecinde ABD ve Euro Bölgesi düşük büyüme performansları gösterirken, aynı dönemde gelişmekte olan ülkelere parlak bir grafik çiziyorlar. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Roger Bootle: Avrupa ülkelerinin, talep yönetimi açısından yapabilecekleri pek bir şey bulunmuyor. Bunun istisnasını çok düşük bir tüketim artışı yaşayan Almanya oluşturmaktadır. Almanya’nın tüketimi canlandıracak yapısal reformlara ihtiyacı var. Uzun vadeli büyüme potansiyeli açısından, arz tarafına odaklanılarak yatırımların teşviki, işgücü piyasasının serbestleştirilmesi ve ekonominin reel sektörü destekleyici bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. Avrupa aynı zamanda ciddi boyutlardaki demografik sorununa da çözüm bulmak durumundadır. Doğum oranlarını etkin bir şekilde artırılmaması durumunda, göç politikalarını değerlendirmek durumundadır.

AB’de gerçekleştirilen bankacılık stres testinin yatırımcıların yatışması ve korkularının giderilmesi adına yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

Bootle: Bankacılık stres testinin başarısı çok düşük düzeyde kalmıştır. Piyasalar, Avrupa bankalarının durumu ucuz attıklarını ve özellikle İspanyol Cajas’lar ile Alman Landesbank’ların zayıf durumda olduklarının farkındadır.

Avrupa katı tasarruf tedbirleri uygulama ile büyüme arasındaki ikilemi çözebilecek mi? Kriz, Yunanistan ve İspanya gibi ülkelerin Euro Bölgesi dışına çıkarılmasına yol açabilir mi?

Bootle: Yüksek oranda borçlanmış bulunan ülkelerin tasarruf tedbirleri almak dışında çok seçenekleri bulunmuyor. Aksi durumda piyasalar iflas tedirginliğine kapılacak ve güven ortamı çökecektir. Ancak Almanya gibi bazı ülkeler daha esnek davranabilirler. Euro Bölgesi dışında İsviçre ve Norveç yüksek cari işlemler fazlasına sahiptir ve mali durumları güçlü durumda bulunuyor.
Bu ülkelerin iç talebi canlandırmaları gerekiyor. Euro’nun mevcut yapısında yaşamaya devam edeceğini düşünmüyorum. En azından bir ülke ve muhtemelen Yunanistan sistemden çıkacaktır. Krizin kısa sürede ortaya çıkacağını düşünmüyorum. Politik istek çok güçlüdür ve büyük miktarda fonlama sağlanmıştır. Ancak önümüzdeki 5 yıl içinde, Almanya’daki vergi mükelleflerine daha çok para ödemek isteyip istemediklerini; Yunanlı seçmenlere ise yıllarca süren depresyon ve deflasyona hazırlıklı olup olmadıklarını sormak gerekecektir.

ABD ekonomisinin yakın gelecekteki performansına ilişkin tahmininiz nedir? Dünya ekonomisini hangi açılardan etkileyebilirler?

Bootle: ABD artık dünya ekonomisinin itici gücü rolünü sürdüremez. ABD’li tüketicilerden sonra şimdi de kamu kesimi büyük ölçüde bir borç yükünün altında bulunmaktadırlar. Bir kez daha cari açık pozisyonu bize ipucu veriyor. ABD büyük bir cari açıkla karşı karşıyadır. Çin ve Asya’nın geri kalanı büyük bir cari fazlaya sahipler. Tam tersi bir şekilde, ABD’nin dünyadan gelecek itici güce ihtiyacı bulunmaktadır.

Dünya ekonomisi açısından çift dipli bir resesyon tehlikesi görüyor musunuz?

Bootle: Çift dipli bir kriz Batı için bir olası olmakla beraber Asya kökenli bir ticaret savaşı güçlü bir şekilde gelişecektir. ABD’de ortaya çıkabilecek yeni bir bankacılık krizi ve korumacılığın geri tepmesi sonucunda başlayacak bir ticari savaş en büyük risk olarak görünmektedir.

Güncel makroekonomik ortamda gelişmekte olan ülkelerin değişen rolüne değinebilir misiniz? Türkiye ekonomisi hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

Bootle: Gelişmekte olan ülkelerin dünyadaki konumu değişiyor: Gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerde olup bitenlerin pasif bir kabullenicisi konumundan itici bir güce dönüşüyor. 20. yy ABD’nin yüzyılı iken 21. yüzyılın Asya’nın yüzyılı olacağını görüyoruz. Türkiye ekonomisi açısından görünüm çok olumludur. Türkiye, AB üyeliği nedeni ile tedirginlik yaşamamalıdır. Halen Avrupa pazarlarına erişime sahipsiniz. Önemli olan budur ve aşırı ölçüde düzenlemelerin getireceği maliyetlerden sakınabilirsiniz. Türkiye’nin demografik özellikleri güçlü, insanları yetkin ve çalışkandır.

“İngiltere zor zamanlar yaşıyor”

Londra’nın tanınmış ekonomistleri arasında yer alan Roger Bootle’a İngiliz ekonomisine ilişkin değerlendirmelerini soruyoruz. Bootle sorumuzu şöyle yanıtlıyor: “Finansal kesimde baş gösteren sıkıntıları aşmak ve kamu borcunu düşürmekle uğraşan İngiltere birkaç yıldır zor zamanlar yaşıyor. Ancak bu durum iyi neticelere yol açabilir. Bütçe açığını düşürme gereği, verimlilik adına zaten gerekli olan kamu harcamalarının azaltılmasını zorlayacaktır. Sterlin şu anda rekabetçi bir konumdadır. 1970’lerin ortası ve 1990’ların ilk yıllarında olduğu gibi geçmişte de zor dönemler yaşadık. Bu süreçten toparlanarak çıkacağımıza inanıyorum.”

Murat Öğütçen/EKONOMİST

Saadet'i bozan sebepleri böyle anlattı

06 Ekim 2010 Çarşamba 13:30
Saadet Partisi'nden istifa eden Numan Kurtulmuş, suskunluğunu bozdu ve bomba açıklamalarda bulundu. İşte o sözler...

Saadet Partisi'nde neler olup bittiğini en ince ayrıntısına kadar anlattı. Söyledikleri inanılır gibi değildi. Kongre sürecinde yaşananları, Erbakan'ın partiyi nasıl yönettiğini anlattı. Teşkilatın parası ile alınan TV5'in geliri, parti hesapları, genel merkez binasının kirasının kimlere ödendiği yönündeki açıklamaları çok konuşulacak.
TRT Haber'de dün gece Kozmik Oda programının konuğu olan Saadet Partisi'nin Eski Genel Başkanı Numan Kurtulmuş çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Kurtulmuş, partiden ayrılış sürecinde yaşananlara ve bundan sonra ne yapacağına ilişkin Rıdvan Memi'nin sorularını yanıtladı. Kurtulmuş programda bir çok bilgiyi ilk kez dile getirdi, işte o çok konuşulacak açıklamalar!
"İstanbul il iftarı baskınından sonra partimizin genel başkan yardımcısı olan, 30-40 yıldır bu harekete büyük güç vermiş insanlar fiili tacizlere uğradı. Mesela Sayın Lütfi Esengün, 40 yıldır bu davanın içinde olan birisidir. Ona karşı bir saldırıda bulunuldu. Yine Musa Demirci 40 yılını bu davaya adamış bir isim ona saldırıda bulunuldu. İstanbul İl Başkanının arabasına onlarca kişinin taşlı sopalı saldırısı oldu. Biz önümüzdeki kongreye girsek büyük ihtimalle bu kongreyi alırdık. Bizimle birlikte harelet eden il başkanların, il yönetimlerinin desteği ortadadır. Kerbela derken de şunu kastediyoruz. Kardeş kavgası olmasın istedik. Bütün bunlardan çok daha ağır tablolar olabilirdi. Allah korusun bir kişinin burnu kanasa bunun vebalini biz veremezdik".
KAN DÖKÜLECEKTİ
Rıdvan Memi'nin bu noktada sorduğu "Kan dökmeye varacak bir potansiyel mi sezdiniz ?" sorusuna Kurtulmuş'un yanıtı netti : "Hiç kuşkusuz. Korkarız ki öyleydi. Çünkü bu süreç içerisinde fiili saldırılar yapıldığı gibi benim, eşimin cep telefonları verilerek insanlar kışkırtıldı. Bunlar çok daha ileri noktaya taşınacaktı. Bunun potansiyeli de Türkiye'nin dört bir tarafında gösterildi."
'İŞ EŞİME VE BANA YÖNELİK ÖLÜM TEHDİDİNE KADAR ULAŞTI'
"Benim ve eşimin telefonları bazı sitelerde yayınlandı. Bana ve eşime bir çok tehdit telefonları oldu. Bunlar çok açık şekilde oldu. Emniyet de soruşturmaya devam ediyor. Çok ciddi küfürler... hakaretler... iş ölüm tehdidine kadar ulaştı"
TEŞKİLATLARDA DEPREM 
Saadet Partisi Sivas İl Başkanı Halil İbrahim Karademir ile il ve ilçe teşkilatından bazı yöneticiler istifa etti. Bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde Erzurum, Antep, Bursa ve Ağrı teşkilatlarında istifalar yaşanmıştı. Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba ve 3 ilçe belediye başkanı ile il ve ilçe teşkilat başkanları da istifa etti. Siyasi yol haritasını açıklayan Fakıbaba Numan Kurtulmuş ile devam kararı aldı: ''Yaklaşık 2 yıldır partiyle birlikte çok yakın bir çalışma içerisindeydik. Allah onlardan razı olsun. İnanıyorum ki yeni oluşum, ülkemize ve memleketimizde hayırlara vesile olacaktır."
'PARTİ SALTANATA DOĞRU EVRİLDİ VE BİZ AYRILDIK'
"Erbakan'ın sözlerini üstüme alınmıyorum. Kendimi Sırat-ı Müstakim üzere görüyorum. Siyaset bu tür terminolojiler üzerinden yapılmaz. Siyaset irade işidir, iddia işidir. Bu da sürü olmayı değil iddia ve irade sahibi olmayı zorunlu kılar. Ben hiçbir arkadaşımın kendisini sürünün bir parçası olarak gördüğünü düşünmüyorum. Ayrılık kararı almak hakikaten hiç kolay değildi. Bu kadar kötü süreçlerle baş başa bırakılacağımızı öngöremedik. Rüyamızda görsek inanmazdık ama anlaşıldı ki mesele saltanata doğru evrilmiş, bu noktada da ayrılık kararını aldık."
'DAVUL BAŞKASININ BOYNUNDA TOKMAK BAŞKASININ ELİNDE OLMAZ'
"Erbakan İran örneğinden hareketle partinin YİK'ini Velayet-i Fakih konseyi gibi çalıştırmak istedi" sorusuna önce "Bu iddia doğru değil" diyerek yanıt veren Numan Kurtulmuş'un devamında söyledikleri ikili yönetim yapısının varlığını doğruladı: "Velayet-i Fakih sistemini hayata geçirmek istediği iddiası doğru değil. Zaten Velayet-i Fakih müessesesi bizim siyasi geleneğimize uymaz. Siyasette bu tür ikili müesseseler yürümez. Türkiye'de siyasetin açık yapılması lazım. Aramızdaki temel farklılıklardan biri de buydu. Kamuoyu önünde sorumlu kimdir, partinin genel başkanıdır, genel idare kuruludur. Bu yetkili organlar eliyle siyaset yürür. Onun dışında herhangi bir sorumsuz yetkili müesseseyi Türkiyesiyaseti kaldırmaz"
'ÇATIŞMANIN TEMEL NOKTASI'
"Çatışmanın temel noktalarından birisi büyük oranda burasıydı. İstişare başka şeydir icra başka şey. Bir her zaman istişareye, başkasını fikirlerine açık olduk. Ama davul başkasının boynunda tokmak başkasının elinde.. Böyle bir siyaset olmaz"
'TEŞKİLAT PARASI İLE ALINAN TV 5'İN GELİRİ NEREDE BİLMİYORUM'
Teşkilatın hisse alımıyla kurulan TV 5'in satışından elde edilen gelirin ne olduğuna dair Rıdvan Memi'nin sorusuna Kurtulmuş'un verdiği yanıt yine uzun süre konuşulacak cinstendi:
"Ben gözümün görmediği elimin tutmadığı hiç bir konuda yorum yapmak istemem. Bunun ilgililer, bu süreçte para toplamış olanlar bilecek bunu..."
'PARTİ BİNASININ KİRASI KİME ÖDENİYOR BİLMİYORUM'

Numan Kurtulmuş, parti genel merkezinin 36 bin lira olduğu iddia edilen kirasının kime ödendiğine ilişkin soruya verdiği yanıt ta çarpıcıydı :

"Bir şirkete ama şirketin arkasında kim var bilmiyorum, Biz geldiğimizde kiramızı ödedik, ama kimdirler bilmiyorum, hesaplar benim kontrolümde değildi. Partinin genel merkez binasına ne kadar kira ödeniyordu bilmiyorum. Genel merkez binasının kimden kiralandığını da bilmiyordum. Bu tür ilişkilerle hiçbir zaman ilgim olmadı."

MİLLİ GAZETEDE YAPRAK DÖKÜMÜ
Saadet cephesinde bir diğer deprem Milli gazetede yaşanıyor. Milli Gazete'de Genel Yayın Yönetmeni Necdet Kutsal ve ekibinin veda etmesinin ardından yaprak dökümü yeni isitfalarla sürüyor. Hüseyin Akın ve Osman Toprak'ın ardından, Ayhan Demir de gazete ile yollarını ayırdı. 
 'PARTİMİZDE SOSYAL DEMOKRATLAR DA OLACAK, İLK TOPLANTI BİNGÖL'DE'

"Hiçbir parti masa başında kurulmaz. Anadolu'yu karış karış dolaşacağız ve en kısa zamanda hareketimiz partileşecektir. Öyle ümit ediyorum ki 2011 seçimlerine de katılacağız. Yerli, maneviyatçı, anti emperyalist ve daha özgürlükçü bir parti olarak siyasal paydaşlarımızı arttırarak yola devam edeceğiz. Bu görüşlere katılan herkes partimizde yer alacak. Sosyal demokratlar, muhafazakarlar. Yeni Anayasa platformu oluşturacağız. İlk buluşmamız Bingöl'de gerçekleşecek. Yeni Anayasa isteyen herkesi bir araya getireceğiz. Özellikle referandumdan sonra ortaya çıkmış olan yüzde 58'in hakkını hukukunu koruyacak yeni bir siyasal ortaklığı oluşturmaya çalışacağız. BBPlideri Yalçın Topçuve DP'nin Eski Genel Başkanı Süleyman Soylu ile siyasi birliktelik anlamında herhangi bir görüşmemiz olmadı."

'AB'YE KATEGORİK OLARAK KARŞI DEĞİLİZ'

"AB karıştılığı algısını doğru bulmam. Avrupa Birliği bizim için bir medeniyet projesidir derseniz böyle bir anlayışa karşı olduğumu açıkça söyleyebilirim. AB de zaten evrilmekte, gelişmekte olan bir yapı. Bir Avrupa Birliği'ni reel bir yapı olarak görürüz. Ütopik her şeyi çözen bir maymuncuk olarak görmeyiz. AB ekonomik, toplumsal ve siyasal açıdan toptan kategorik olarak karşı durduğumuz bir şey değil. Biz kendi ekonomik refahımızı da kendi dinamiklerimiz üzerinden sağlarız. Özgürlükleri genişleteceksek kendi dinamiklerimizle yaparız."


Kaynak : internethaber